13 Aralık 2013 Cuma

HEDY LAMARR : Hollywood güzeli bir mucit!

OYUNCU HEDY LAMARR VE BİLGİSAYARCI KADIN AMİRAL 
Hedy Lamarr, 1949’da “Samson ve Delilah” filmi ile ülkemizde ve dünyada
adını duyurdu. Hedy, frekans atlama tekniğini geliştirdi ve 1942’de “Şifreli
Telsiz Haberleşmesi” alanında patent aldı.

Oyuncu Hedy Lamarr ve Telsiz Haberleşmesi 
Avusturya’da çocuk yaşta sinema yıldızı olan Hedy, 1933’te evlendi. Eşi,
orduya silah ve uçak satıyordu. Birlikte katıldıkları yemeklerde genellikle silah
teknolojisi konuşulurdu. Matematik zekası olan Hedy, savunma teknolojileri
konusunu sevdi. Eşi de, Hedy gibi Yahudi kökenliydi ama Nazi iş adamlarıyla
çalışırdı. Evlerindeki partilere Hitler ve Mussolini’nin katıldığı biliniyor.
Almanlar’ın uzaktan kumandalı torpido yapmak istediğini eşinden öğrendi ve
konuya çok ilgi duydu. Eşinden boşandıktan sonra, 1938’de Holywood’a
yerleşti. Evinin yakınında oturan müzisyen G. Antheil’e 1940’ta uzaktan
kumandalı torpido hakkındaki düşüncelerini anlattı. Amacı, uzaktan kontrollü
torpidoların, düşmanın sinyal karıştırıcıları (jamming) nedeniyle kontrolünün
kaybedilmesini önlemekti. Torpidoyu yönlendiren radyo frekansı düşman
tarafından tespit edilirse, sistem elektronik olarak kilitlenir ve kontrol
kaybedilirdi. Hedy, bunun çözümünü bulmuştu ama teknik desteğe ihtiyacı
vardı. Uzaktan kumandanın telsiz frekansı sürekli olarak değiştirilirse düşmanın
müdahale imkanı kalmazdı. Ancak, telsiz ve torpido aynı anda frekans
değiştirmeliydi. Bu konuda komşusu Antheil yardımcı oldu. Çözüm, delikli
kağıt rulolara kaydedilen notalara göre müzik çalan piyanolardı. Telsiz
vericisine ve torpidoya yerleştirilen ve delikleri aynı olan rulolar, frekansı aynı
anda değiştirecekti. Buluşun patentini 1942’de aldılar ancak Donanma
ilgilenmedi. Benzeri bir sistem, başkalarınca 1957’de transistör kullanılarak
yapıldı. ABD donanması, 1962’de çıkan Küba krizinde bu sistemi kullandı. O
tarihte Hedy’nin patentinin süresi dolmuştu. Elektroniğin Öncüleri Vakfı
1997’de Hedy’nin patentini fark etti ve ona Elektronik Öncüsü Ödülü verdi.



Hedy Lamarr’ın Yaşamı
Viyana’da 1906’da doğan Hedy’nin gerçek adı Hedwig Eva Maria Kiesler’dir.
Berlin’de tiyatro okuluna devam ederken 16 yaşında, filmlerde oynadı.
“Ekstasi” adlı filmi, 1933’te Çekoslovakya’da çekildi. Açık sahneler nedeniyle
filmin yasaklanması ününü artırdı. Hakkında “Sinemanın En Güzel Yüzü” gibi
tanımlamalar yapıldı. Aynı yıl evlendiği eşi, film çevirmesini yasakladı. Eşinin
baskısı nedeniyle Paris’e kaçıp eşinden boşandı. Londra’da MGM film şirketinin
başkanı Mayer ile tanışınca, Hedy Lamarr takma adını aldı ve Holywood’a
yerleşti. Yirmi beş önemli filmde, V. Mature, C. Gable, J. Stewart, S. Tracy ve
B. Hope gibi sanatçılarla oynadı. Hedy, 1940-1949 yılları arasında 18 film
çevirdi. Ünü, gişe rekorları kıran “Samson ve Delilah” filmi ile dünyaya yayıldı.
Sonraki filmleri çok başarılı olmadı. Son filmini 1957’de çevirdi ve 2000’de
öldü.


İlk Bilgisayar Yazılımcısı Kadın Amiral Grace M. Hopper 
Grace, bilgisayar programları için ilk “derleyici”yi geliştirdi. Derleyici,
bilgisayar programlarındaki komutları bilgisayar diline çeviren yazılımdır.
Böylece, kullanıcıların bilgisayar dilini öğrenmesine gerek kalmadan konuşma
diline yakın bir dil ile programlama yapması olanağı doğdu. Üniversitede
matematik doçenti iken, 1944’te gönüllü olarak ABD Deniz Kuvvetleri’ne
katıldı. Harvard Üniversitesi’nde, donanma için geliştirilen bilgisayar projesinde
görevlendirildi. MARK-I olarak bilinen bilgisayarın çalışması için gereken
yazılımları geliştiren ekibe katıldı. Dünyanın ilk bilgisayarlarından biri olan
Mark-I’in parça sayısı 765 bin civarındaydı. Bilgisayar, 16 metre boyunda, 2.5
metre yüksekliğinde, 61cm derinlikte ve 4.5 ton ağırlıktaydı. Senkronizasyon
için uzun bir mil, motorla döndürülüyordu. Bilgisayarı programlayan Grace, 500
sayfalık “Kullanım Kılavuzu”nu hazırladı. II. Dünya Savaşı sonrasında,
Harvard’da geliştirilen MARK-II ve III bilgisayar projelerinde çalıştı. Profesör
olma davetini kabul etmedi ve 1949’da Eckert-Mauchy firmasında, dünyanın ilk
ticari bilgisayarı UNIVAC-I’in yapımında çalıştı. Ekibiyle birlikte, ilk derleyici
tabanlı programlama dili olan FLOW-MATIC’i geliştirdi. ABD’de, 1959’da tüm
yazılımcıların katıldığı Konferans’ta COBOL derleyici programının temelinin
atılmasını sağladı. Donanma için derleyici ve yan uygulamalar geliştirdi.
FORTRAN ve COBOL programlama dillerinin standartlarını geliştirdi.


Amiral Grace Hopper 
(1984) 

Amiral Grace Hopper’in Yaşamı 
Grace, 1914’te New York’ta doğdu. Vassar College’ın Matematik ve Fizik
bölümlerini bitirdi. Yale Üniversitesi Matematik Bölümü’nden 1934’te doktora
aldı. Vassar’da öğretim üyeliği yaptı ve 1941’de doçent oldu. Donanmaya
1944’te girdi ve 1966’da emekliye ayrıldı. Donanma, onu 1967’de geri çağırdı
ve 1971’de ikinci kez emekli oldu. Donanma tarafından 1972’de tekrar işe
başlatıldı ve 1985’te tuğamiral unvanını alarak ABD’nin ilk kadın amiraliın
oldu. Grace, 1986’da son kez emekli olduğunda 79 yaşındaydı ve ABD’deki en
yaşlı askerdi. Donanmadaki bir kruvazöre onun adı verildi (USS Hopper DDG-
70). Elli adet bilimsel makale ve çok sayıda kitap yazmıştı. Emekli iken gönüllü
olarak yazılımla ilgili eğitimler verdi ve 1992’de öldü.

Hedy Lamarr, sinema sanatçısı iken elektronik haberleşmede frekans atlama
tekniğine öncülük etti. Grace Hopper, bilgisayar programı yazmanın temel
prensiplerini belirledi, ilk yazılımları geliştirdi. Ülkemizin yetenekli kadınlarının
da bilim ve teknoloji alanında uluslararası başarılarının artmasını dileriz.

Prof. Dr. Ural Akbulut 
ODTÜ Kimya Bölümü 


Birinci kısım: Dünyanın en güzel kadınının gizli oyuncakları
Yahudi asıllı Hedy Lamarr’ın çocukluğu Viyana’da geçti. Olağanüstü zeki bir çocuk olduğunu söylüyorlardı. 16 yaşındayken, eğitimini bırakıp aktris olmaya karar verdi. Daha ilk filmiyle ün kazandı, afişlerde onu “dünyanın en güzel kadını” diye tanıttılar. 19 yaşında Ekstase adlı filmin başrolünü üstlendi. Bu filmdeki cesareti ve pervasızlığı hayranlık uyandırıcıydı. Bazı sahnelerde çırılçıplak koşuyor, yüzüyordu. Beyazperdedeki ilk orgazm sahnesi de bu filmdeydi. Hedy aynı yıl zengin ve güçlü bir fabrikatör olan Friedrich Mandel’le evlendi. Ondan 13 yaş büyük olan sıkıcı ve zorba kocasını hiçbir zaman sevemeyeceğini anladığında ise artık çok geçti. Mandel hem ‘dediğim dedik’ bir adamdı, hem de çok kıskançtı. Ekstase filminin bütün kopyalarını yaktırdı. Karısının filmlerde oynamasını da yasakladı. Lakin Lamarr’la baş etmek zordu, kendi deyişle “mücevher kakmalı şık bir kutuda” gece gündüz kontrol altında yaşamaktan bıkınca kusursuz bir kaçış planı yaparak Amerika’ya gitti.
Ama durun; öncesi var… Kocasının her gece eve davet edip sabaha kadar sohbet ettiği ve yeni silahlar üretmek konusunda iş yapmayı hedeflediği arkadaşlarının çoğu sağcı fabrikatörler ve endüstri tasarımcılarıydı. Hitler ve Mussolini de evlerine gidip gelirdi. Lamarr’ın evliliği ve kocasıyla ilgili tahammül edemediği şeylerin başında da bu geliyordu zaten. Kocası başlangıçta el bombaları üretiyordu ama daha sonra ordu için silah üretmeye başladı. Özellikle de uzaktan kumanda sistemleriyle ilgili çalışmalar yapıyordu. İşin tuhaf yanı, konukların hiçbiri Lamarr’ın bu akşam sohbetlerini ne kadar dikkatle dinlediğinin farkında değildi. Bu sohbetlerde elde ettiği bir yığın bilgiyle Amerika’ya giden genç kadın, çok geçmeden Hollywood’un yolunu tuttu, yapımcılarla görüştü ve sonunda ünlü yapımcı yönetmen Louis B. Meyer’in dikkatini çekmeyi başardı. Artık beyazperdenin yeni ilahesi oydu.
Gelin görün ki; Lamarr’ın en büyük zevki hobisi aslında mucitlikti. Evinin bir odasını atölye haline getirmişti ve çekim aralarındaki zamanı bu atölyede taslaklar hazırlayarak geçiriyordu. Bir keresinde su içermeyen bir içecek icat etmişti. Üstelik tek ilgilendiği sadece bu tür eğlenceli projeler değildi, çok daha ciddi hedefleri vardı…
İkinci kısım: “Makinist” lakaplı çatlak müzisyen
Dünyanın öteki ucundan devam ediyoruz. Daha doğrusu biraz başa dönüyoruz… Prusyalı besteci George Antheil, müzik eğitiminin ardından Paris’e gitti ve 1920′lerin başında konser piyanisti olarak çok büyük ün kazandı. Ezra Pound ve Man Ray gibi büyük ustalarla arkadaş olmuştu. “Dünyanın en önemli avangarde bestecisi” sayılıyor, “Makinist” lakabıyla anıliyordu. Eserlerinin adları da bu lakaba uygundu: Airplane Sonata, Sonata Sauvage, Jazz Sonata ve Death of Machines. 16 piyano için bestelediği ve uçak pervanesi, polis sireni gibi cihazların seslerinden yararlandığı Ballet Mécanique ise daha ilk çalınışında sansayon yarattı. Antheil bir süre sonra Amerika’ya giderek Hollywood için film müzikleri bestelemeye başladı. Bir yandan da “çatlak dahi” imajına uygun bir biçimde, Esquire dergisine aşk ve endokrinoloji üzerine tuhaf makaleler yazıyordu. Every Man is His Own Detective: A Study of Glandular Endocrinology (Her Erkek Kendi Kendinin Dedektifidir) adlı bir kitabı bile vardı.
Üçüncü kısım: Memelerim güzel mi sizce?
Hedy Lamarr ile George Antheil Hollywood’da bir partide tanıştı. Lamarr besteciye garip sorular sordu: “Memelerim güzel mi sizce ve onları daha iri gösterecek bilimsel bir yöntem biliyor musunuz?” Eh, sonuçta Antheil bu işin ehli sayılırdı, Esquire dergisindeki köşesinde, endokrinoloji bilgisini kullanarak insanın karısının sadakatsizliğini nasıl anlayacağını, hangi kadınların sadık hangilerinin sadakatsiz olduğunu, endokrinoloji ilminin bir kadını nasıl daha güzel gösterebildiğini filan yazıyordu. Lamarr ona, sinemayı bırakıp Washington’a giderek sadece icatlarıyla yaşamaya karar verdiğinden bahsetti. Derken savaş sırasında torpillerin radyo frekanslarıyla uzaktan kontrol edilip edilemeyeceği konusu açıldı. Aslında bu fikir yeni sayılmazdı ama Lamarr kendi bulduğu ve “frekans sıçraması” adını verdiği yepyeni bir metodu denemek istiyordu. İki parlak zihin bir araya gelmiş ve partiyi tamamen unutmuştu. Gizli İletişim Sistemi’ni kurmak için çalışmalara başladılar. Birkaç ay çalıştıktan sonra da buluşlarını Ulusal Mucitler Konseyi’ne gönderdiler.

Dördüncü kısım: Bir piyanistle bir oyuncuya kim güvenir ki…
İşler sandıkları kadar kolay olmadı, fikri gerçeğe dönüştürmekte epeyce zorlandılar, çünkü buluşun uygulanabilirliğinden şüphe duyanlar vardı. Lamarr ve Antheil, çalmadık kapı bırakmayarak “bebeklerine” maddi destek bulmaya çalıştılar. 1940′ın aralık ayında ABD Donanması, onların icadı olan frekans kaydırma cihazını üretmeyi kabul etti. Böylece Hedy Lamarr 1942 yılında bir gecede yedi milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı. Ancak bu buluştan bir gizli iletişim sistemi olarak yararlanan Amerikan Ordusu daha sonra üretimi kesti. Bir piyanist ve bir oyuncuyu ciddiye almıyor, yeterince güvenmiyorlardı. Bir süre sonra Lamarr ve Antheil de işin peşini bıraktı. Gene de buluşları başka bilim adamları tarafından önemseniyor, araştırılıyordu. Zaten birkaç yıl sonra patent tarihi doldu, icadın kullanım hakları serbest kaldı. 1962 yılında Küba krizi dolayısıyla buluş yeniden gündeme geldiğinde artık yolunu kaybetmiş gemilerin kıyıyla iletişim kurabilmesi için kullanılıyordu. Bugün bu teknoloji ABD ordusunun uydu savunma sisteminde, ayrıca cep telefonu ve telsizlerin üretiminde kullanılıyor.
Gülenay Börekçi

20 Kasım 2013 Çarşamba

MOSSAD ve BARZANİ

(SOLDAN SAĞA) MESUD BARZANİ, MENAHEM NAHİK NAVUT (MOSSAD 2. BAŞKANI 1984 – 1986), MAHMUT OSMAN, MOSSAD BAŞKANI ZVİ ZAMİR (1968 – 1974), MOSSAD BAŞKANI NAHUM ADMONİ (1982 – 1989) VE BİR KÜRT KORUMA- IRAK’IN KUZEYİ EYLÜL 1971 (MOSSAD ARŞİVİ) (Ali Kerküklü)

24 Ocak 1993 Tarihinde Iş Yerine Gitmek Üzere Bindiği Arabasına Mossad Tarafından Bomba Konularak Havaya Uçurulan Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu 'Nun Ölümüne Sebep Olduğu Değerlendirilen Yazısı:

MOSSAD ve BARZANİ 

Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişkiMOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD,İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? 

Barzani 'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. 
MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. 
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor. 

* * * 

Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı 'ndan sonra, MOSSAD 'ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sayfa.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel'in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak 'tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor. 

1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması 'ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından "Kürdistan Demokratik Partisi"ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor. 

Barzani 'nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dış işleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor. 

MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail 'in Tahran 'daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor. 

Nimrodi 'nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani 'nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sayfa. 328-329) Kitapta, MOSSAD'dan Kürtler 'e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sayfa.328) 

* * * 

70 'li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu? 
Kitaba göre sürüyor. "Körfez Savaşı sırasında Irak 'ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv'e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sayfa.521) Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, simdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor. 
MOSSAD, Barzani'ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Kitapta, Mesud Barzani'nin İsrail 'e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyorki daha da sürecek...Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek... 
İlgi belli... 
Ilişki de belli... 
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD 'ın Kürtler arasında? 
Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değilmi? 

Uğur MUMCU( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993),
resim ve yorum ,
TÜRKİYE GERÇEKLERİ adlı sayfadan alıntıdır 
Soldan sağa Mesud Barzani, Menahem Nahik Navut (Mossad 2. Başkanı 1984 – 1986), Mahmut Osman, Mossad Başkanı Zvi Zamir (1968 – 1974), Mossad Başkanı Nahum Admoni (1982 – 1989) ve Bir Kürt Koruma- Irak’ın Kuzeyi Eylül 1971 (Mossad Arşivi)

(ALINTIDIR)

17 Kasım 2013 Pazar

Hermann Rorschach Kimdir?

8 Kasım 1884'de İsviçre'nin Zürih şehrinde dünyaya gelen Hermann Rorschach, geliştirdiği "Mürekkep Testi" ile ünlenen bir psikiyatrist ve psikoanalisttir.

Henüz çocukken mürekkep lekelerini kullanarak resim yapmayı çok sevdiği için, arkadaşları tarafından “kleck” (mürekkep lekesi) takma adıyla çağrılan vebabası gibi ressam olmayı hayal eden Rorschach, yıllar sonra tıp eğitimini seçti ve psikiyatri alanında uzmanlaştı. 

Ne var ki çocukluk yıllarındaki bu ilgisini, psikanaliz tarihine damga vuracak bir metoda dönüştürmeyi de başardı.


Rorschach Testi nedir?
Rorschach Testi, katlanmış kağıtlar arasında kalan mürekkep lekelerikullanılarak deneklerin algısınıanaliz eden bir psikoloji testidir.


Genelde düşüncelerini açıkça anlatmak istemeyen hastalara bu resimler gösterilerek, altta yatan bir takım bozukluklar test edilir. Bu kartlar, kişilik ve duygusal analiz için de psikologlar tarafından tercih edilebilir.

Günümüzde en az güvenilir testlerden biri olmakla birlikte 1960'lı yıllarda çok yaygın kullanılmıştır.

Ünlü bir çizgiroman olan ve 2009 yılında beyazperdeye de uyarlanan "Watchmen"de yer alan Rorschach, ismini buradan almıştır. Karakterin yüzündeki maskede, çeşitli şekillerde mürekkep lekeleri belirip kaybolur.


Hermann Rorschach, henüz 37 yaşında apandistindeki bir iltihaplanma sonucu hayatını kaybetmiştir.
yazı: fwmail.net

16 Kasım 2013 Cumartesi

PEARL HARBOUR, ANKARA GEMİSİ, ÇORLULU ALİ PAŞA CAMİSİ ŞADIRVANI…




Pearl Harbour'u bilirsiniz herhalde..
Bilmeyenlere de geçen yıllarda filmi öğretti. Japon uçakları Amerikan donanmasını bir sabah ansızın bastılar ve tam 96 zırhlıyı batırdılar…
Oysa Hawaii'deki bu limanda, 97 donanma gemisi vardı..
Birine dokunmadılar…
Niye?...
Çünkü o geminin tepeden bakılınca bembeyaz görünen güvertesinde bir kızıl haç vardı... O hastane gemisi idi... Bombalar ve kamikazelerle dalan Japon uçakları hastane gemisine dokunmadılar. Çünkü o gemi orada, öldürmek değil, yaşatmak için demirliydi…

Adı Solace…
Türkçesi Teselli... Üzüntü azaltan…

Solace savaş boyu Amerikalı annelerin üzüntüsünü azalttı.
Tam 25 bin genci ölümden kurtardı, Amerika'ya taşıdı… Ülke limanlarına her gelişinde, umutla umutsuzluk karmaşasındaki kafaları ile anneler iskeleye koştular…

"Benim oğlum da geldi mi?.."

Savaş sonrası hayatlarını Solace sayesinde kurtaran gençler bir dernek kurar ve bir madalya yaparlar… Üzerinde Solace'nin kabartması olan bir madalya… Ve bunu gururla takarlar…

Devlet rahatsız olur…
İkinci Dünya Savaşı'ndan böyle savaş karşıtı bir sonuç çıkar mı?..
Solace gemisini yok etmeye karar verirler…
Gemi sapasağlam…
Pırıl pırıl... Jilet olur mu?..
Savaş sonrası yere serilmiş ekonomi her dolara muhtaç... Uzak bir ülkeye satarlar.. Makyajını değiştirip bambaşka bir amaçla kullanması için…
O uzak ülke Türkiye…

Yok yahu!..
O gemi, ünlü "Ankara"!..
Hastane gemisinden transfer gezi gemisi Ankara…
Vay canına!..
Türkiye, bugün Amerikalılar için belki de hac yeri olacak, Gelibolu'nun Anzaklar'ı çektiği gibi bir turizm anıtına dönüşecek Solace'nin kıymetini bilmez..

Şefik Kaptan'la yaptığı Avrupa seferleri dillere destan olan Ankara sonunda ihtiyarlar ve jilet yapılmak üzere hurdacılara teslim edilir…
1980'li yılların başında Ankara, İzmir'de sökülürken, yılların söktüğü bir eski anıt da İstanbul'da dikilmektedir.
Haliç Tersanesi'ndeki Çorlulu Ali Paşa Camisi'nin şadırvanı...

Restorasyon gelir çatıda takılır…
Çatı kurşun...
Kıtlık yılları..
Kurşun yok…
Etibank dahi geri çevirir…
"Kurşun yok…"
Şadırvan çatısız kalacak…
Dört bir yana duyururlar…
"Kimde kurşun varsa..."
Aliağa'da Ankara'yı söken hurdacılardan haber gelir…
"Gelin bizde var, alın..."
Bre aman…
Gemide kurşun olmaz… Ankara'da niye olsun…
Çaresizler ya... Gider bakarlar...
Gerçekten Ankara'nın sayısız kamaralarından biri, tamamen kurşunla kaplı…

Niye?...
Çünkü burası Solace'nin röntgen odası... Radyasyonun dışarı sızmaması lazım…
Şimdi yolunuz Haliç'e düşerse, Çorlulu Ali Pasa şadırvanından bir tas su içerseniz, ya da yüzünüze iki avuç su atarsanız serinlemek için, unutmayın…
Çatısına da bakın... Orada, ikinci Dünya Harbi'nde, Pearl Harbour'da Japonlar'ın batırmadığı tek gemiden bugüne kalan son izleri göreceksiniz…

TAYYİP ERDOĞAN'IN MARMARAY YALANI

ŞOK HABER; 
ERDOĞAN'İN BÜYÜK MARMARAY YALANI "BAKIN PROJE KİMİN?"
Dünyanın en büyük dolandırıcısı KİM MİŞ görün....

PAYLAŞIN DA 75 MİLYON yine yeni bir TAYYİP YALANI GÖRSÜN

Ya hu Dünya ya her şeyi bize ait diye 1 yıldır palavra atıyor
Gerçekte Proje Bülent ECEVİT Zamanında

İLGİLİ RESMİ GAZETE
TARİH: 15.Şubat.2000
SAYI: 23.095 sayılı resmi gazetenin
SAYFA NO: 141

TOPRAK BU SAHTEKARI KABUL EDER Mİ ACABA?

21 Ekim 2013 Pazartesi

Argania Spinosa / Argan ağacı, Argan Yağı


Argania spinosa Fas ve Cezair'de yetişen endemik bir bitki.
Name:  800px-Argania_spinosa.jpg
Views: 1486
Size:  72.2 KB

Boyu 8-10 metre ve 150-200 yıl yaşayan nesli tükenmekte olan bir tür.
Fas'ta Arganeraie ormanlar 8.280 km ² alanı kaplar ve UNESCO'nun koruması altındadır.
Name:  Argania spinosa.jpg
Views: 1519
Size:  34.5 KB

Bu ağacın meyvesinin preslenmesi suretiyle argan yağı elde edilir.
Name:  Arganoilproduction.jpg
Views: 1805
Size:  73.1 KB

Hala tartışılmalı olması ile beraber bu yağın çok kıymetli olduğu düşünülmekte.
Name:  dsc_8530.jpg
Views: 1123
Size:  47.6 KB

Özellikle kozmetik sektörü bu yağı ergenlik sivilceleri, kırışıklıklar, cilt lekeleri konusunda çok başarılı olduğunu beyan ediyor.

Name:  aknesivilce4.jpg
Views: 1120
Size:  34.2 KB

22 Eylül 2013 Pazar

BERMEKİLER-Abbasi halifeliğinin İran kökenli, Türk vezir ailesi.

Bir özel ad olmayan Bermek sözcüğü, Belh'deki Budhacı Nevbahar tapınağının başrahibine verilen unvandır. BERMEK, ailenin kurucusu, saptanabilen en eski üyesi. Yaşamı konusunda yeterli bilgi yoktur. Ancak, Belh'te astronomi, felsefe ve tıp bilimleriyle uğraştığı; halife Abdülmelik'in sarayında görev aldığı bilinirse de müslümanlığı gerçekten kabul edip etmediği tartışmaya açıktır.

HALİT BİN BERMEKİ,
Öncekinin oğlu (öl. 782). Babasının aracılığıyla Emevi halifesi Abdülmelik'in sarayına kapılandı. Vali Esed bin Abdullah'ın buyruğuyla Belh kentini bayındır kıldı (762). Ebu Müslim' in yönetiminde Abbasiler'in halifeliği ele geçirmesine katkıda bulundu, ilk Abbasi halifesi Ebülabbas'ın güvenini kazanarak divanül-harac'ın başına getirildi. Onun ardılı halife Ebu Cafer el-Mansur'un danışmanı olarak Bağdat'ın kuruluşunu gerçekleştirdi. Taberistan valiliği sırasında (765-769) bu kenti baştan başa onararak güzelleştirdi. Mansur'un son yıllarında kendisi Musul, oğlu Yah, Azerbaycan valiliğine atandı.

YAHYA,
Öncekinin oğlu (739-805). Babası öldükten sonra Musul valiliğine atanmışken, halife Mehdi onu Bağdat'a çağırarak oğlu Harunurreşit'in eğitim ve öğrenimiyle görevlendirdi. Azerbaycan valiliğine atanan Harunurreşit'in divan reisliğine getirildi (780). Hadi'nin kısa süren halifeliği sırasında onun Harunurreşit'i veliahtlıktan çıkarma girişimlerine şiddetle karşı koydu. Harunurreşit halife olunca, sınırsız yetkilerle vezirlik makamına atandı (786). Oğulları Fazıl ve Cafer'in de yardımlarıyla devleti 17 yıl başarıyla yönetti (786-803).

FAZlL.
Öncekinin büyük oğlu (766-808). Uzun süre Cibal, Taberistan, Dunbavend, Kumis, Azerbaycan ve Horasan valiliklerinde bulundu. Bu görevleri sırasında başarılı savaşlar yaparak ülkenin sınırlarını genişletti. Belh'te su kanalları açtırarak önemli bayındırlık işlerini gerçekleştirdi. Buhara'da Cuma camisi'ni yaptırdığı gibi, ramazanda minarelere ilk kez kandilleri koymakla da tanındı.

CAFER, 
Öncekinin kardeşi (767-803) Halife Harunurreşit'in kendisine beslediği büyük güven ve yakın ilgiden yararlanarak, denetimine verilen eyaletleri Bağdat'tan ayrılmaksızın, yardımcıları aracılığıyla yönetti. Bermekiler'in iranlı olmaları ve Abbasi halifeliğinin kuruluşundan bu yana devletin yönetiminde en üst düzeyde yer almaları bazı güçlü Arap emirlerini gücendirdiğinden, Harunurreşit ülkede kendisi kadar sözü geçen bu aileyi ortadan kaldırmaya karar verdi. Çok ince bir tuzak hazırlayarak, kız kardeşi Abbase'yi sözde bir nikâhla Cafer ile evlendirdiyse de gerçek karı-koca olmalarına izin vermedi. Cafer ile kız kardeşinin bu yasağı çiğnemeleri sonucu, zaten tuzağını bu temel üzerine kurmuş olan Harunurreşit, hac ziyaretinden dönünce Cafer'i öldürttü (803). Onun babası Yahya, ağabeyi Fazıl ve öteki iki kardeşini de görevlerinden alarak tutuklattı, mallarına el koydu. Böylece Abbasiler döneminin en ünlü vezir ailesi olan Bermekiler bir buyrukla ortadan kalktı (803).