Bir özel ad olmayan Bermek sözcüğü, Belh'deki Budhacı Nevbahar tapınağının başrahibine verilen unvandır. BERMEK, ailenin kurucusu, saptanabilen en eski üyesi. Yaşamı konusunda yeterli bilgi yoktur. Ancak, Belh'te astronomi, felsefe ve tıp bilimleriyle uğraştığı; halife Abdülmelik'in sarayında görev aldığı bilinirse de müslümanlığı gerçekten kabul edip etmediği tartışmaya açıktır.
HALİT BİN BERMEKİ,
Öncekinin oğlu (öl. 782). Babasının aracılığıyla Emevi halifesi Abdülmelik'in sarayına kapılandı. Vali Esed bin Abdullah'ın buyruğuyla Belh kentini bayındır kıldı (762). Ebu Müslim' in yönetiminde Abbasiler'in halifeliği ele geçirmesine katkıda bulundu, ilk Abbasi halifesi Ebülabbas'ın güvenini kazanarak divanül-harac'ın başına getirildi. Onun ardılı halife Ebu Cafer el-Mansur'un danışmanı olarak Bağdat'ın kuruluşunu gerçekleştirdi. Taberistan valiliği sırasında (765-769) bu kenti baştan başa onararak güzelleştirdi. Mansur'un son yıllarında kendisi Musul, oğlu Yah, Azerbaycan valiliğine atandı.
YAHYA,
Öncekinin oğlu (739-805). Babası öldükten sonra Musul valiliğine atanmışken, halife Mehdi onu Bağdat'a çağırarak oğlu Harunurreşit'in eğitim ve öğrenimiyle görevlendirdi. Azerbaycan valiliğine atanan Harunurreşit'in divan reisliğine getirildi (780). Hadi'nin kısa süren halifeliği sırasında onun Harunurreşit'i veliahtlıktan çıkarma girişimlerine şiddetle karşı koydu. Harunurreşit halife olunca, sınırsız yetkilerle vezirlik makamına atandı (786). Oğulları Fazıl ve Cafer'in de yardımlarıyla devleti 17 yıl başarıyla yönetti (786-803).
FAZlL.
Öncekinin büyük oğlu (766-808). Uzun süre Cibal, Taberistan, Dunbavend, Kumis, Azerbaycan ve Horasan valiliklerinde bulundu. Bu görevleri sırasında başarılı savaşlar yaparak ülkenin sınırlarını genişletti. Belh'te su kanalları açtırarak önemli bayındırlık işlerini gerçekleştirdi. Buhara'da Cuma camisi'ni yaptırdığı gibi, ramazanda minarelere ilk kez kandilleri koymakla da tanındı.
CAFER,
Öncekinin kardeşi (767-803) Halife Harunurreşit'in kendisine beslediği büyük güven ve yakın ilgiden yararlanarak, denetimine verilen eyaletleri Bağdat'tan ayrılmaksızın, yardımcıları aracılığıyla yönetti. Bermekiler'in iranlı olmaları ve Abbasi halifeliğinin kuruluşundan bu yana devletin yönetiminde en üst düzeyde yer almaları bazı güçlü Arap emirlerini gücendirdiğinden, Harunurreşit ülkede kendisi kadar sözü geçen bu aileyi ortadan kaldırmaya karar verdi. Çok ince bir tuzak hazırlayarak, kız kardeşi Abbase'yi sözde bir nikâhla Cafer ile evlendirdiyse de gerçek karı-koca olmalarına izin vermedi. Cafer ile kız kardeşinin bu yasağı çiğnemeleri sonucu, zaten tuzağını bu temel üzerine kurmuş olan Harunurreşit, hac ziyaretinden dönünce Cafer'i öldürttü (803). Onun babası Yahya, ağabeyi Fazıl ve öteki iki kardeşini de görevlerinden alarak tutuklattı, mallarına el koydu. Böylece Abbasiler döneminin en ünlü vezir ailesi olan Bermekiler bir buyrukla ortadan kalktı (803).
22 Eylül 2013 Pazar
19 Ağustos 2013 Pazartesi
RABİA İŞARETİNİN GERÇEK MANASI
Rabiatul Adeviyye Meydanı'nın ve darbe karşıtı gösterilerin sembolü dört parmakla yapılan "Rabia işareti" oldu... İşte o işaretin anlamı...
Arapçada "dördüncü, dört" anlamına gelen "Rabia" kelimesi Mısır'da darbe karşıtı direnişinin sembolü oldu. Katliamdan bir kaç saat önce Rabiatul Adeviyye Meydanı'nı dolduran onbinlerce kişi elleriyle "dört" işareti yaparak mesajlarını dünyaya duyurmaya çalışıtı. Anadolu Ajası tarafından çekilen son fotoğraf ve görüntülerdeki kişiler bir kaç saat sonra ordunun müdahelesine maruz kaldı. Kişilerin akibeti bilinmiyor.
Mısır'da darbe karşıtı gösterilerin yapıldığı Rabiatul Adeviyye Meydanı tüm dünya tarafından yakından takip edildi. Meydanı dolduran yüzbinlerce kişinin yaklaşık iki ay süren direnişi sayesinde Tahrir Meydanı kadar ünlenen Rabiatul Adeviyye Meydanı son yılların en büyük sivil katliamından birine şahitlik etti. Sayıları hala tam olarak tespit edilemeyen yüzlerce kişiye mezar olan meydanın pek bilinmeyen bir yönü daha ortaya çıktı.
ADI DİNDAR BİR KADINDAN
Meydanın ismi, Rabiatul Adeviyye adında dindar Müslüman bir kadından esinlenerek konulmuş ve Adeviyye ailenin dördüncü çocuğu olması nedeniyle isminin başına Rabiatul konmuş. Rabiatul Adeviyye hayatı boyunca verdiği özgürlük mücadelesiyle anılıyor. Gösterilerle birlikte bu ismin taşıdığı anlam Mısırlılar arasında yeni bir sembolün doğmasına neden oldu.
Tahrir Meydanı'nda bulunanların zafer işareti yaptığı dönemde Rabiatul Adeviyye Meydanı'ndakiler ismin anlamına atıf yapmak ve Tahrir'deki darbe taraftarı göstericilerden ayrışmak için elleriyle dört işareti yapmaya başladılar. İşaret her geçen gün gösterilerin yapıldığı meydanlarda ve Mısır genelinde yaygınlaştı ve bilinen zafer işareti kadar çok kullanılmaya başlandı.
KATLİAMDAN ÖNCEKİ SON GÖRÜNTÜLER
AA muhabiri Kemal Firik, 13 Ağustos 2013 gecesi bu konuda haber yapmak için Rabiatul Adeviyye Meydanı'na gitti. Konuyla ilgili göstericiler bu işaretin darbe karşıtı olanların yeni sembolü olduğunu, bu işaretin kendilerine özgü konulara vurgu yaptığını ifade ettiler. Göstericiler bu konuda şunları söylediler:
MEYDANIN ADI 'RABİA' ARAPÇADA 4
"Bunun Adı "Rabia İşareti"dir. Meydanın adı olan "Rabia" Arapçada "dördüncü, dört" demektir. Bu meydanın adına vurgu yapmak için bu işareti yapıyoruz. İkinci önemli konu Muhammed Mursi, Nasır, Sedat ve Mübarek'ten sonra dördüncü Cumhurbaşkanı oldu. Onu da hatırlamış oluyoruz. Ayrıca Tahrir Meydanı'nda darbeye destek vermek için toplananlar zafer işareti yapıyor. Biz onlarla bir olamayız. Onlardan ayrılmak için bu işareti yaygınlaştırıyoruz."
Gece geç saatlerde Rabiatul Adeviyye Meydanı'ndaki bu görüntülerin çekilmesinden bir kaç saat sonra ordunun sert müdahelesi başladı ve yüzlerce insan öldürüldü. Fotoğraf ve görüntülerde yer alanların akibetleri ise öğrenilemedi.
YENİ ZAFER İŞARETİ Mİ OLACAK?
Batı ülkelerinin Mısır'daki darbeye karşı duyarsız davranması başta demokrasi olmak üzere Batı'ya ait bir çok kavram ve sembolün tartışılmasına neden oldu. "Millet iradesi, demokrasi, insan hakları, basın etiği" gibi batı kaynaklı bir çok kavram yeniden sorgulanmaya başlandı. İki parmakla yapılan ve "zafer işareti" olarak bilinen sembol de tartışmalardan nasibini aldı. Tahrir Meydanı'nda toplanan darbeye ve darbe lideri Sisi'ye destek veren onbinlerce kişi elleriyle "zafer işareti" yapmışlardı. Tahrir'e alternatif olan Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda zafer işareti yerine "Rabia İşareti" doğdu. Bu işaretin İslam dünyasında yeni zafer işareti olacağı ifade ediliyor. http://www.aktifhaber.com/rabia-isaretinin-anlami-nedir-839484h.htm
GÜRBÜZ EVREN : DÖRT PARMAK YANİ "RABİA" İŞARETİNİN
ANLAMI SÖYLENDİĞİ GİBİ DEĞİL..
BUNU BİR DE BENDEN DİNLEYİN..
Bizim İleri Demokratlar, Mursi yandaşlarının Dört Parmak yani “Rabia” işaretini simge yapmaya çalışıyorlar...
Bırakın bizim siyasileri, sanatçı olarak tanıtılan şarkıcılar ve “bazı” futbolcular bile bu işareti yapıp secdeye varmaya başladı.
Zaten “bazı” futbolcular bile yapıyorsa, anlayın ki bu, anlamı bilinmeyen bir iştir.
Diyorlar ki, gerek Kahire’de gerek dünyanın dört bir yanında darbe karşıtlarının simgesi haline gelen işaretmiş 4 parmak.
"Rabia" işareti, Mursi yandaşlarının toplandığı Rabiatul Adeviye Meydanı’ndan geliyormuş. Rabia, Arapça'da 4'üncü anlamını taşıyormuş.
Peki, bu işareti İslam tarihinde ilk kim ve neden yapmış bilen var mı?
Açın bütün gazeteleri, yukarıdaki cümleyi bulursunuz. Gerisi yok.
Muaviye bin Ebu Süfyan kimdir bilir misiniz?
Emevi hanedanının kurcusu Muaviye, 657’deki Sıffın Savaşı’nda, Hazreti Ali’yi yenememiş, ancak hakemleri ikna ederek, alavere dalavere ile kendini Halife ilan etmişti.
Bu dönemde Müslümanlar, Muaviye taraftarları (Sünniler), Ali taraftarları (Şiiler), Tarafsızlar (Hariciler) olarak bölünmüştü.
Muaviye’den yana tavır alan Hariciler ise Hazreti Ali’yi öldürmüştü.
Muaviye, bir süre sonra da, Hazreti Ali’nin çocukları, Peygamberin de torunları Hazreti Hasan ile Hüseyin’i öldürmüştü.
Özellikle Hazreti Ali’nin öldürülmesinden sonra Halifeliğini sağlama alan Muaviye, her fırsatta Ali’yi ve Şiileri yok saymak, dışlamak için, taraftarlarına, Dördüncü Halife’nin kendisini olduğunu DÖRT PARMAK işaretini yaparak ilan etmiş, taraftarları da, aynı işareti kullanmıştır.
Bundan sonra gidilen savaşlarda da Muaviye’nin ordusundaki askerler bu işareti yapar olmuştur.
Zaten “Rabia” Muaviye ailesinde takıntıdır. Muaviye bin Ebu Süfyan’ın dedesinin adı da Rabia’dır.
Kureyş aşiretinin liderlerinden olan dede Rabia, torununa, “adıma uygun davran, önemini unutma” tavsiyesinde bulunmuştur.
Sünni kesimin temsilcisi olduğu iddia edilen, ama ilgisi olmayan Muaviye’nin DÖRT PARMAK işareti, bugün Mısır’da, Sünni İslam’ın yılmaz savunucuları olarak gösterilen, ama ilgisi olmayan Mursi yandaşlarının, Müslüman Kardeşler örgütünün işaretine dönüştü. .
Dedim ya, dünyadan bi haber bazı futbolcular ve sanatçı denilen şarkıcı takımı da bunu yapıyorsa, benim gibilerine de, onların derin bilgisine inanmak düşer…
ANLAMI SÖYLENDİĞİ GİBİ DEĞİL..
BUNU BİR DE BENDEN DİNLEYİN..
Bizim İleri Demokratlar, Mursi yandaşlarının Dört Parmak yani “Rabia” işaretini simge yapmaya çalışıyorlar...
Bırakın bizim siyasileri, sanatçı olarak tanıtılan şarkıcılar ve “bazı” futbolcular bile bu işareti yapıp secdeye varmaya başladı.
Zaten “bazı” futbolcular bile yapıyorsa, anlayın ki bu, anlamı bilinmeyen bir iştir.
Diyorlar ki, gerek Kahire’de gerek dünyanın dört bir yanında darbe karşıtlarının simgesi haline gelen işaretmiş 4 parmak.
"Rabia" işareti, Mursi yandaşlarının toplandığı Rabiatul Adeviye Meydanı’ndan geliyormuş. Rabia, Arapça'da 4'üncü anlamını taşıyormuş.
Peki, bu işareti İslam tarihinde ilk kim ve neden yapmış bilen var mı?
Açın bütün gazeteleri, yukarıdaki cümleyi bulursunuz. Gerisi yok.
Muaviye bin Ebu Süfyan kimdir bilir misiniz?
Emevi hanedanının kurcusu Muaviye, 657’deki Sıffın Savaşı’nda, Hazreti Ali’yi yenememiş, ancak hakemleri ikna ederek, alavere dalavere ile kendini Halife ilan etmişti.
Bu dönemde Müslümanlar, Muaviye taraftarları (Sünniler), Ali taraftarları (Şiiler), Tarafsızlar (Hariciler) olarak bölünmüştü.
Muaviye’den yana tavır alan Hariciler ise Hazreti Ali’yi öldürmüştü.
Muaviye, bir süre sonra da, Hazreti Ali’nin çocukları, Peygamberin de torunları Hazreti Hasan ile Hüseyin’i öldürmüştü.
Özellikle Hazreti Ali’nin öldürülmesinden sonra Halifeliğini sağlama alan Muaviye, her fırsatta Ali’yi ve Şiileri yok saymak, dışlamak için, taraftarlarına, Dördüncü Halife’nin kendisini olduğunu DÖRT PARMAK işaretini yaparak ilan etmiş, taraftarları da, aynı işareti kullanmıştır.
Bundan sonra gidilen savaşlarda da Muaviye’nin ordusundaki askerler bu işareti yapar olmuştur.
Zaten “Rabia” Muaviye ailesinde takıntıdır. Muaviye bin Ebu Süfyan’ın dedesinin adı da Rabia’dır.
Kureyş aşiretinin liderlerinden olan dede Rabia, torununa, “adıma uygun davran, önemini unutma” tavsiyesinde bulunmuştur.
Sünni kesimin temsilcisi olduğu iddia edilen, ama ilgisi olmayan Muaviye’nin DÖRT PARMAK işareti, bugün Mısır’da, Sünni İslam’ın yılmaz savunucuları olarak gösterilen, ama ilgisi olmayan Mursi yandaşlarının, Müslüman Kardeşler örgütünün işaretine dönüştü. .
Dedim ya, dünyadan bi haber bazı futbolcular ve sanatçı denilen şarkıcı takımı da bunu yapıyorsa, benim gibilerine de, onların derin bilgisine inanmak düşer…
15 Ağustos 2013 Perşembe
Olağanüstü Salatalık
Bunları okuduktan sonra salatalığa çok daha farklı gözle bakacaksınız!!!
Olağanüstü Salatalık
Bir süre önce bu bilgiler "The New York Times" gazetesinde yayımlandı.
1. Salatalık, günlük ihtiyacınız olan birçok vitamini içerir. Tek bir tanesinde Vitamin B1, Vitamin B2, Vitamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6, Folik Asit, Vitamin C, Kalsiyum, Demir, Mağnezyum, Fosfor, Potasyum ve Çinko ihtiva eder.
2. Öğleden sonra yurgunluk mu hissettiniz? Kahveyi, çayı, soğuk içecekleri bir taraf bırakın ve bir salatalık yiyin. Salatalık iyi bir B vitaminler ve Karbohidratlar kaynağıdır ve yediğinizde saatler sürecek yorgunluğunuzu kısa bir sürede ortadan kaldırır.
3. Banyo veya duştan sonra aynanızın buğulanmasından şikayetçi misiniz? Bir salatalık dilimini alıp aynayı ovun. Hem buğulanma yok olacak hem de pırıldayan bir aynaya ve nefis bir kokuya sahip olacaksınız.
4. Haşereler bahçenizi veya saksı bitkilerinizi mahvediyor mu? Bahçeniz için bir aluminyum tabağa (ya da aluminyum folyoya) salatalık dilimlerini koyup, ortada bir yere yerleştirin. Saksılarınıza ise birkaç dilimi toprağın üzerine yine aluminyum tabak veya folyo ile yerleştirin. Bütün mevsim haşerelerden kurtulacaksınız. Salatalıkdaki kimyasallar aluminyum ile etkileşerek insanların algılayamadığı ama haşereleri deli eden bir koku yayar ve onların ortadan kaybolmalarına neden olur.
5. Bayanlar, sokağa çıkmadan önce veya denize-havuza girmeden önce bir süreliğine selülitlerinizden kurtulmak ister misiniz? Sorunlu bölgelerinizi birkaç dakika süreyle salatalık dilimleriyle ovun. Salatalıkdaki fitokimyasallar derinizdeki kollajenlerin gerilmesini sağlar, dış tabakayı sıkılaştırarak selülitlerin görüntüsünü azaltır. Aynı şekilde kırışıklıklara da iyi gelir (özellikle de göz civarları için)
6.Baş ağrısından kurtulmak ister misiniz? Yatağa girmeden önce birkaç dilim salatalık yiyin ve ertesi sabah dipdiri, baş ağrısız kalkın. Salatalık, vücudun kaybetmiş olduğu gerekli besinleri takviye edici yeterli miktarda şeker, B vitaminleri ve elektrolitleri ihtiva ettiği için yediğiniz birkaç dilim sorunlarınızı hemen yok eder.
7. Özellikle diyet yapanlar, açlık dürtünüzü ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? Salatalık yiyin.
8. Evinizde ayakkabı boyanız mı kalmadı? Taze kesilmiş bir salatalık ile ayakkabınızı ovalayın. İçerdiği kimyasallar ayakkabınıza hem harika görünen bir parlaklık verir hem de deriyi su geçirmez hale getirir.
9. Evinizde bir kapı, pencere ya da benzer bir şey gıcırtı mı yapıyor? Bir dilim salatalık alıp gıcırtı yapan yerlere sürtün (tabii sürtünme yapan yerlere, menteşenin dışına değil!!) gıcırtı gidecektir.
10. Kendinizi gergin, bitkin mi hissediyorsunuz (özellikle ders çalışan öğrenciler, yeni bebek sahibi olmuş anneler ve diğer herkes) ? Bir tas kaynar suyun içine bir bütün salatalığı ince dilimler halinde keserek koyun. Tası da bulunduğunuz odada uygun bir yere koyun. Salatalıkdaki kimyasallar ve diğer besinler kaynar suyun içine girince tepki gösterirler ve suyun buharı ile birlikte bulunduğunuz odaya yayılarak nefis bir aroma yayarlar. Bu aroma sizlerin tüm gerginliğini alarak sakin kişiliğinize dönmenizi sağlayacaktır. Özellikle öğrenciler bunu denemelidir.
11. Yemek yediniz (örneğin kebap) ve ağzınızdan kötü koku yayıyorsunuz. Bir salatlık dilimini alıp dilinizle damağınıza yerleştirin ve en az 30 saniye öyle tutun. Ağzınızda kötü kokulara neden olan bakterilerin fitokimyasallar sayesinde ölmesi nedeniyle bu sorundan kurtulmuş olacaksınız. (Soğan-sarmısak kokusu konusunda bir bilgi yok. Bunu da siz deneyin ve sonucu görün.)
12. Evyelerinizi, lavabolarınızı çevreye zarar vermeyecek bir şekilde temizlemek ister misiniz? Bir dilim salatalığı alıp temizlemek istediğiniz yeri ovun. Sadece yılların birikimi lekeleri kirleri temizlemekle kalmaz, ayrıca güzel bir parlaklık verir temizlediğiniz yere. Bunun yanında elleriniz de o temizlik malzemelerin verdiği zararlardan kurtulmuş olur.
13. Kalemle yazarken bir hata yaptınız ve hatayı silmek istiyorsunuz. Salatalık kabuğunu alıp yavaş ve nazikçe silmek istediğiniz yazıya sürtün. Boya kalemlerinde ve keçe kalem yazılarında da oldukça yararlı. (Bilirsiniz bazen çocuklarımız duvarlara yazılar yazar, resimler yaparlar. Onlarda da deneyebilirsiniz.)
İşte beyninizi bitiren yiyecekler...
Daily Mail gazetesi beyni tüketen ve öldüren 11 gıda maddesini yayınladı. Bu maddeleri tüketmek adeta intihar gibi...
İşte beyninizi bitiren yiyecekler...
1. Şeker ve şeker ürünleri
Uzun süreli şeker kullanımı nörolojik problemlere sebep olur. Ayrıca hafızayı da zayıflattığı tespit edilmiştir. Öğrenme kabiliyetini zaafiyete uğrattığı da ifade edilmektedir. Bu sebeple şekerden uzak durmak gerekir.
2. Alkol
Alkolün karaciğeri iflas ettirdiği bilinmektedir. Ancak az bilinen diğer etkisi de beyni bitirip tükettiğidir. Sağlıklı düşünme yeteneğini zayıflatır, hafızayı da tüketir. Kısa vadede alkol bırakıldığı takdirde etkileri belli bir düzeyde onarılabilmektedir. Ancak uzun süreli kullanımlarda kalıcı hasarlara da yol açabilir.
3. Fast Food
Yakın zamanda Montreal Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma fast food ürünlerinin beynin kimyasını değiştirdiğini ortaya koymuştur. Bu da depresyon ve anksiyete sorunlarına yol açmaktadır. Fast Food ürünlerinin içindeki katkı maddelerinin öğrenme bozukluğu, motivasyon eksikliği ve hafıza zayıflığına da yol açtığı kanıtlanmıştır.
4. Kızarmış yiyecekler
Bütün işlenmiş yiyecekler kimyasallar, katkı maddeleri, yapay tatlandırıcılar ve koruyucular içerir. Bunlar hem çocuklarda hem yetişkinlerde ciddi beyin hasarlarına yol açar. Kızarmış veya işlenmiş gıdalar beyin sinirlerini zedeler. Bazı yağlar ise diğerlerine göre daha zararlıdır. Doğadaki en toksik ve tehlikeli kızartma yağının ise ayçiçek yağı olduğu tespit edilmiştir.
5. İşlenmiş veya önceden pişirilmiş gıdalar
Tıpkı kızarmış gıdalar gibi işlenmiş gıdalar da merkezi sinir sistemine zarar verir. Bu da dejeneratif beyin bozukluğuna yol açar. İleriki yaşlarda Alzheimer'a neden olur.
6. Çok tuzlu gıdalar
Tuzun kalbe zarar verdiğini herkes bilir. Bilinmeyen şey ise tuzun içindeki yoğun sodyum beyne de zararlıdır ve düşünme yeteneğini zayıflatır. Zekayı da gerilettiği ispat edilmiştir.
7. Tahıllar
Tahılların hepsi beyin fonksiyonlarına zarar verir. Ancak bunun tek istisnası yüzde 100 tam kepekli tahıllardır. Yani tam tahıllar... Eğer çok tahıl tüketirseniz bu hızlı yaşlanmanıza da yol açacaktır.
8. İşlenmiş proteinler
Proteinler kas yapıcıdır. Et ise en yüksek kalitede ve en zengin protein kaynağıdır. Ancak sosis, salam, sucuk ve benzeri gıdalar gibi işlenmiş proteinlerden uzak durulmalıdır. Doğal proteinler sinir sistemini yapılandırırken, işlenmiş proteinler tam tersini yapar. Yani sinir sistemini tahrip eder..
9. Trans yağlar
Kesinlikle her türlü trans yağdan uzak durulmalıdır. Trans yağlar bir çok ciddi soruna yol açar. Kalp sorunları, kolesterol ve obezite bunların en çok bilinenidir. Az bilinen ise beyne de oldukça zarar verdiğidir. Refleksleri öldürür, beyin işlevinin kalitesini düşürür. Ayrıca felç riskini de maksimum düzeye çıkarır. Alzheimer benzeri etkileri de uzun vadede ortaya çıkar.
10. Yapay tatlandırıcılar
İnsanlar zayıflamak için şeker yerine yapay tatlandırıcı kullanırlar. Bunların daha az kalori içerdiği doğru olsa da faydasından çok zararı vardır. Uzun kullanımlarda beyin hasarına ve zihinsel bozukluklara yol açar.
11. Nikotin
Nikotinin zararları saymakla bitmez. Beyinle ilgili olanına gelince... Vücudunuzun en önemli organı olan beyninize kan gitmesini engeller... Kan gitmezse oksijen de gitmez.. Bu da beyninizin yavaş yavaş ölmesine yol açar. Kılcal damarları tıkadığı için nörotransmitterlerin üretilmesine engel olur ve işlevini engeller... Bu da sinir sistemini tüketir.
Kaynak: RotaHaber / Çeviri: Umut Yavuz
9 Ağustos 2013 Cuma
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
4 Ağustos 2013 Pazar
FUSUS'ÜL HİKEM:HİKMETLERİN ÖZÜ/ MUHİDDİN-İ ARABİ
İslam bilgini ve düşünürü Muhiddin Arabi’nin, Fusus ül-Hikem adlı kitabı gizemli kitapların içerisinde yer alıyor. Arabi, Allah’ı ve peygamberleri anlatan bu kitabının, Hz. Muhammed tarafından yazdırıldığını belirtiyor. Araştırmacı ve yorumcu Şevket Pekel, Fusus ül-Hikem’i inceledi.
İSLAM BİLGİNLERİNİN en önemlilerinden biri olan Muhiddin Arabi’nin asıl adı, Ebu-bekir Muhyiddin Bin Ali’dir. İslami felsefeye alışılmışın dışında bir yorum getiren Muhiddin Arabi, 1165 yılında İspanya’nın Murciya kentinde doğdu. O dönemde, Murciya önemli kültür merkezlerinden biriydi. Muhiddin Arabi, ilk eğitimini burada aldı. Hocaları tarafından üstün öğrenci olarak nitelendirildiği için, eğitimini geliştirmesi amacıyla Endülüs’teki Kurtuba kentine gönderildi. Babası ile beraber Kurtuba’ya gelen Arabi, ünlü İslam düşünürü İbni Rüşd’ün talebesi oldu.
İbni Rüşd’ün bilgilerinden çok yararlanan Muhiddin Arabi, bu ünlü bilgini derinlemesine etkiledi ve kısa bir zaman sonra öğrenimini tamamlayarak oradan ayrıldı. İbni Rüşd onun için şöyle diyordu: “Ancak kitaplarda rastlanabilecek düzeyde, şimdiye kadar hiç karşılaşmadığım biri.” Sonra ekliyordu:“Benim okuyarak elde ettiğim ilmi, o görünür halde şekillendirerek elde etti. Bende henüz düşünce halinde olanları ise, ona söylemeden, bana kendi düşünceleri olarak açıkladı.”
“Rüyamda peygamberi gördüm”
Muhiddin Arabi, yazdığı kitaplarda olağan*üstü bilgiler verirken, birçok peygamber ve veli ile de görüştüğünü belirtir. Verdiği bilgilere göre bu görüşmeler üç şekilde gerçekleşmiştir:
Muhiddin Arabi, yazdığı kitaplarda olağan*üstü bilgiler verirken, birçok peygamber ve veli ile de görüştüğünü belirtir. Verdiği bilgilere göre bu görüşmeler üç şekilde gerçekleşmiştir:
a) Rüyada görerek,
b) Onları dünyaya davet ederek,
c) Bedenini terk edip, onların bulunduğu yere ulaşarak.
c) Bedenini terk edip, onların bulunduğu yere ulaşarak.
Arabi, 500′den fazla kitap yazdı. Bunların içerisinde en ünlüleri Fütuhatı Mekkiye ve Fusus ül-Hikem’dir. Fusus, onun tüm çalışmaları içerisinde en değerlisi olarak kabul edilir. Kitabın adı, her bölümün başlığından gelir ve “hikmetlerin özü” anlamındadır.
Muhiddin Arabi, Fusus’u yazma nedenini şöyle açıklıyor: “627 Hicret yılı, Muharrem ayının son günlerinde, Şam’da iken. Tanrının peygamberi Hz. Muhammed’i gerçek bir rüya anlamında gördüm. Elinde bir kitap tutuyordu. Bana dedi ki, bu Fusus ül-Hikem kitabıdır. Bunun al ve halka açıkla ve bu bilgilerden herkes yararlansın.” 27 bölümden oluşan bir kitap olan Fusus ül-Hikem’in her bölümünde bir peygamberin kişiliği ve görevlerinin özelliği anlatılır.
“Allah, başlangıcı olmayandır”
Fusus ül-Hikem, anlaşılması oldukça zor ve birçok araştırmacıyı uzun zamandır uğraştıran bir kitap. Muhiddin Arabi, peygamberlerle ilgili görüşlerini dile getirirken, kitabının bir bölümünü Allah kavramı üzerine ayırmış. Onun Allah düşüncesine olan yaklaşımı, farklılığı ve daha da önemlisi cesurca görüşler getirmesi bakımından dikkat çekiyor. Arabi, Fusus’ta Allah’ı şöyle tanımlar:
Fusus ül-Hikem, anlaşılması oldukça zor ve birçok araştırmacıyı uzun zamandır uğraştıran bir kitap. Muhiddin Arabi, peygamberlerle ilgili görüşlerini dile getirirken, kitabının bir bölümünü Allah kavramı üzerine ayırmış. Onun Allah düşüncesine olan yaklaşımı, farklılığı ve daha da önemlisi cesurca görüşler getirmesi bakımından dikkat çekiyor. Arabi, Fusus’ta Allah’ı şöyle tanımlar:
“Tanrı, tektir ve eşsizdir,
Her şey O’ndandır, her şey O’nundur ve her şey O’dur,
O, hiçbir şeye muhtaç olmayandır,
Allah, ‘bir’ tanımlamasıyla bile sınırlandırılamayandır.
Biz, Allah hakkında, kayıtsız, şartsız (salt) bilim ve hayat sahibidir deriz.
Buna göre, Allah diri ve bilgindir ve biz Hakk’ın ilmi hakkında, O, başlangıcı olmayandır, deriz.”
Biz, Allah hakkında, kayıtsız, şartsız (salt) bilim ve hayat sahibidir deriz.
Buna göre, Allah diri ve bilgindir ve biz Hakk’ın ilmi hakkında, O, başlangıcı olmayandır, deriz.”
Muhiddin Arabi, Allah’ın öncesi ve sonrası ile ilgili düşüncelerini, güçlü bir biçimde ortaya koyar ve şöyle der: “O, evvel (ilk, başlangıç) olmakla beraber bir başlangıca bağlanamaz. İşte, bu nedenle, O’nun hakkında ‘ahir’ (son) tanımı kullanıldı. Başlangıç ve sonun aynı varlıkta olması, varlığın tekliğini gerektirir. Yani, O’ndan başka bir varlığın olmadığını düşündürür. Çünkü bir şeye evvel veya son diyebilmek için ondan başka bir şeyin daha olması gerekir. Ancak, o zaman, o şeyin evvel ve son olduğu söylenebilir. Öyleyse, O’nu başlangıç veya sondur, diye sınırlandıramayız.” Böylece, Muhiddin Arabi, Allah kavramının sonsuzluğu hakkında bir fikir vermiş olur.
“O’nun İçin bilinmeyen yoktur”
Muhiddin Arabi, Allah’ın bütünlüğünü ve O’ nun idrak edilebilmesini, objektif bir biçimde ortaya koyarken, O’nun ulaşılmazlığını da açıkça ortaya koyar:
“Bil ki, Allah denilen varlık, kendisi bakımından tek ve eşsizdir, isim ve sıfatları (kudret ve imkânları), bakımından O bir ‘kül’, yani topluluktur veya bütündür. Her yaratılanın ancak kendisine göre bir Rabbi, yani Tanrı’sı vardır. Bu nedenle, Allah’m yaratılana göre bir bütün olması mümkün değildir. Bununla beraber, hiçbir varlık için de, öncesizlik, yani başlangıçsızlık yoktur. O, yani başlangıcı olmayan varlık, parçalanmayı, bölünmeyi kabul etmez. O’nun eşsiz birliği, kendisinde düşünce halinde var olan tüm kudret ve imkânların toplamı demektir. Demek ki, her varlık, kendisinin sahip olduğu değer kadar, yani ulaştığı anlayış, kavrayış ve bilinç kadar O’nu idrak edebilir.”
Muhiddin Arabi, Allah’ın bütünlüğünü ve O’ nun idrak edilebilmesini, objektif bir biçimde ortaya koyarken, O’nun ulaşılmazlığını da açıkça ortaya koyar:
“Bil ki, Allah denilen varlık, kendisi bakımından tek ve eşsizdir, isim ve sıfatları (kudret ve imkânları), bakımından O bir ‘kül’, yani topluluktur veya bütündür. Her yaratılanın ancak kendisine göre bir Rabbi, yani Tanrı’sı vardır. Bu nedenle, Allah’m yaratılana göre bir bütün olması mümkün değildir. Bununla beraber, hiçbir varlık için de, öncesizlik, yani başlangıçsızlık yoktur. O, yani başlangıcı olmayan varlık, parçalanmayı, bölünmeyi kabul etmez. O’nun eşsiz birliği, kendisinde düşünce halinde var olan tüm kudret ve imkânların toplamı demektir. Demek ki, her varlık, kendisinin sahip olduğu değer kadar, yani ulaştığı anlayış, kavrayış ve bilinç kadar O’nu idrak edebilir.”
Arabi’ye göre, insanın Allah’ı tam olarak idrak edebilmesi hiçbir zaman mümkün değildir. Bunu da şöyle belirtir: “Hiçbir varlık, elde ettiği değerle, O’nun eşsiz birliğini eksiksiz ve mükemmel olarak kendi varlığında bulamaz ve O’na ulaşamaz. Bu mümkün değildir. Böyle olmasaydı, her bilinç sahibi varlık için hem kendisinin (mikrokozmos), hem de evrenin (makrokozmos) hiçbir gizliliği, bilinmeyenliği kalmaz. Yalnız, O’nun için gizlilik ve bilinmeyen yoktur. Geri kalan her varlık için, çeşitli düzeylerde gizlilikler ve bilinmeyenler vardır.”
“Hiçbir varlık Allah’ı idrak edemez. Bu, tam olarak mümkün olsaydı, insan hem kendisinin (mikrokozmos), hem de evrenin (makrokozmos) bütün gizemini ve bilinmeyenini öğrenirdi
Fusus ül-Hikem’in birçok yerinde rastlanan örnekleme yöntemi bu noktada da ortaya çıkar ve Arabi devam eder: “Düzgün bir ayna karşısında, insanın görünen şekli, bakan kimsenin şeklinden başka bir şey değildir. Bazen, ayna yüzeyi pürüzlü veya eğimli olabilir; o zaman, bakan kişi kendisini olduğundan çok daha değişik görebilir. Yani, çok uzun veya çok şişman gibi… Aslında, aynaya bakanda bir değişiklik yoktur ama görüntüyü sağlayan araç, yani ayna, ona farklı bir görünüm verir. Evrende, birbirinin aynı değerinde olan iki varlık yoktur. Çünkü, her varlık O’nu kendi değerine uygun olarak belirtir. Cam kandil içindeki ışık, bakan kimseye kandil camının rengiyle görünür. Oysa, gerçekte kandil ışığının rengi yoktur. Bunu bilmeyen veya anlamayan ışığın renksizliğini inkâr eder.”
“Allah, yaradılıştan önce neredeydi?”
Fusus ül-Hikem’in en ilginç bölümlerinden birisi, Allah’ın yaradılıştan önce nerede olduğunun anlatılmasıdır. Bu bölümde, Arabi, düşüncelerini coşkuyla iletirken, ortaya gizemli bir deyim atıyor:“Allah, tüm varolanları yaratmadan önce, ‘Ama’daydı. Sonra, arş, yani âlem üzerine yayıldı.” ‘Ama’ sözü, tasavvur edilmesi, düşünülmesi, idrak edilmesi mümkün olmayan, belirsizlik ya da kesin bir bilinmezlik halidir. Arş ise, O’nun yoktan var ettiği ve onlar üzerinde var olan kesin eg*menliğinin ifadesidir. Burada önemli olan, “yok” deyiminin kavranabilmesidir.
Fusus ül-Hikem’in en ilginç bölümlerinden birisi, Allah’ın yaradılıştan önce nerede olduğunun anlatılmasıdır. Bu bölümde, Arabi, düşüncelerini coşkuyla iletirken, ortaya gizemli bir deyim atıyor:“Allah, tüm varolanları yaratmadan önce, ‘Ama’daydı. Sonra, arş, yani âlem üzerine yayıldı.” ‘Ama’ sözü, tasavvur edilmesi, düşünülmesi, idrak edilmesi mümkün olmayan, belirsizlik ya da kesin bir bilinmezlik halidir. Arş ise, O’nun yoktan var ettiği ve onlar üzerinde var olan kesin eg*menliğinin ifadesidir. Burada önemli olan, “yok” deyiminin kavranabilmesidir.
Nasıl bir kör, hiç görmediği, kendisine anlatılmayan, dokunarak dahi varlığını hayal edemediği, kıyaslama yapamadığı bir olguyu canlandıramaz, düşünemez, anlayamaz ve anlatamazsa; “yok” kavramı da hayal edilmeyen, belirlenemeyen, bilinmeyen olarak kabul edilmelidir. Sözlük anlamı olarak, yok, var olan veya var olmuş bir şeyin karşıtıdır. Bu bize, varlığını bilemediğimiz bir şeyi benzetme, karşılaştırma yoluyla belirlemeye çalışmamızı getirir. Oysa, “ama” sözcüğünden anlaşılan, sözlük anlamından anlaşılan değildir.
“Âlem: Allah’ın gölgesi”
Bir diğer bölümde, Muhiddin Arabi’nin âlem, insan ve ölüm hakkındaki düşüncelerini bulu*yoruz. Arabi, tüm yaklaşımlarında dogmatizmi reddetmiş ve fanatik düşünce biçiminin üzerine çıkmaya çalışmıştır:
“Alem, Allah’ın belirmesidir. O, âlemin ruhu olup, sevk ve idare eder. Evrenin tümü O’dur, O, benim ve O’nun varlığı ile ayakta duran tek varlıktır. Alemin başka gerçek bir varlığı yoktur. Alem, O’ndan ayrı bir varlık değildir. Görmez misin ki, gölge sahibinden çıkmış ve ona bitişik olduğu halde, sahibinden görünüşte ayrılması imkânsızdır. Nasıl insanın gölgesi, ancak gölgenin düştüğü yer aracılığı ile görünüyorsa, Alem de, Allah’ın gölgesinin üzerine düştüğü madde aracılığı ile idrak edilir, bilinir.”
Kur’an-ı Kerim’de, “Her şey beni zikreder ama siz anlayamazsınız” denilir. Bu ayeti anlamak, ancak maddenin, var olan her şey hakkında bilgilenme yönünde ve evrimimizde aracı olarak kullanılmasıyla mümkün olabilir.
Bir diğer bölümde, Muhiddin Arabi’nin âlem, insan ve ölüm hakkındaki düşüncelerini bulu*yoruz. Arabi, tüm yaklaşımlarında dogmatizmi reddetmiş ve fanatik düşünce biçiminin üzerine çıkmaya çalışmıştır:
“Alem, Allah’ın belirmesidir. O, âlemin ruhu olup, sevk ve idare eder. Evrenin tümü O’dur, O, benim ve O’nun varlığı ile ayakta duran tek varlıktır. Alemin başka gerçek bir varlığı yoktur. Alem, O’ndan ayrı bir varlık değildir. Görmez misin ki, gölge sahibinden çıkmış ve ona bitişik olduğu halde, sahibinden görünüşte ayrılması imkânsızdır. Nasıl insanın gölgesi, ancak gölgenin düştüğü yer aracılığı ile görünüyorsa, Alem de, Allah’ın gölgesinin üzerine düştüğü madde aracılığı ile idrak edilir, bilinir.”
Kur’an-ı Kerim’de, “Her şey beni zikreder ama siz anlayamazsınız” denilir. Bu ayeti anlamak, ancak maddenin, var olan her şey hakkında bilgilenme yönünde ve evrimimizde aracı olarak kullanılmasıyla mümkün olabilir.
“Ölüm: Yeni bir âlemin başlangıcı”
Fusus ül-Hikem, insanoğlunun en korkulu düşmam olan ölümü, bir geçiş, bir köprü ola*rak tanımlar. Arabi’ye göre ölüm, düşünüldüğü gibi değildir: “İnsanı, Allah’ın ölümle yok etmesi, yıkması, O’nun koruduğu şeyi yok etmesi, ortadan kaldırması demek değildir. Ölüm bir çözülmedir. Ölüm, insanın manevi benliğinin, Hak t tarafından kendisine çekilmesidir. Çünkü, her şey O’na döner. O, insanı kendi âlemine aldığı zaman ona, terk ettiği madde dünyasındaki oluşumundan ayrı bir olu*şum ve düzen verir. O âleme ait olan ve o âlemin madde cinsinden olan bu yeni oluşum, bulunduğu âleme uygunluk göstereceği için ebediyen dağılmaz ve çözülmek bilmez. Eğer, ölü veya ölen kişi, öldüğü veya öldürüldüğü anda yeni bir yaşama kavuşmasaydı, Allah, kimsenin ölümüne karar vermez ve ölümünü mümkün kılmazdı. Bunların tümü, O’nun elindedir. Öyleyse, ölen kişi için kaybolmak asla yoktur’.’ Muhiddin Arabi, bu bölümde ölümü sade bir dille, açık bir biçimde anlatmaya çalışıyor. Görüldüğü kadarıyla, özellikle bir nokta dikkat çekiyor. Ölümden sonra bir yaşam vardır, ölüm bitiş değildir. Ölümlü bu dünya terk edildikten sonra, gidilen yerin özelliğine uygun bir yapı oluşur.
Fusus ül-Hikem, insanoğlunun en korkulu düşmam olan ölümü, bir geçiş, bir köprü ola*rak tanımlar. Arabi’ye göre ölüm, düşünüldüğü gibi değildir: “İnsanı, Allah’ın ölümle yok etmesi, yıkması, O’nun koruduğu şeyi yok etmesi, ortadan kaldırması demek değildir. Ölüm bir çözülmedir. Ölüm, insanın manevi benliğinin, Hak t tarafından kendisine çekilmesidir. Çünkü, her şey O’na döner. O, insanı kendi âlemine aldığı zaman ona, terk ettiği madde dünyasındaki oluşumundan ayrı bir olu*şum ve düzen verir. O âleme ait olan ve o âlemin madde cinsinden olan bu yeni oluşum, bulunduğu âleme uygunluk göstereceği için ebediyen dağılmaz ve çözülmek bilmez. Eğer, ölü veya ölen kişi, öldüğü veya öldürüldüğü anda yeni bir yaşama kavuşmasaydı, Allah, kimsenin ölümüne karar vermez ve ölümünü mümkün kılmazdı. Bunların tümü, O’nun elindedir. Öyleyse, ölen kişi için kaybolmak asla yoktur’.’ Muhiddin Arabi, bu bölümde ölümü sade bir dille, açık bir biçimde anlatmaya çalışıyor. Görüldüğü kadarıyla, özellikle bir nokta dikkat çekiyor. Ölümden sonra bir yaşam vardır, ölüm bitiş değildir. Ölümlü bu dünya terk edildikten sonra, gidilen yerin özelliğine uygun bir yapı oluşur.
Muhiddin Arabi’ye göre İnsan, ölümden sonra, başka bir âlemde, o âleme uygun bir madde cinsinden yeni bir oluşum ve düzen kazanır. Bu nedenle, ölüm asla bir yok oluş değildir
İnsan bedeni, Muhiddin Arabi’ye göre, dünyaya ait, ölümle çözülen, dünyada kalan bir bileşkedir. Asıl yaşam sahibi ya da yaşam gücü, bedene can veren ve bedeni vasıta olarak kullanan ruhtur. Ruh, bulunduğu yerin özelliğine göre, özel formlar oluşturur. Bu onun yeteneğidir.
Kur’an-ı Kerim’de, her şeyin O’nu zikretmesi demek, var edilen hiçbir şeyin hareketsiz ve cansız kalmadığı demektir. Öyleyse, ölümden sonra, bazılarının dediği gibi, hareketsiz, beklemede kalınan bir yer ve zaman aralığı yoktur. Olmaması gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de, her şeyin O’nu zikretmesi demek, var edilen hiçbir şeyin hareketsiz ve cansız kalmadığı demektir. Öyleyse, ölümden sonra, bazılarının dediği gibi, hareketsiz, beklemede kalınan bir yer ve zaman aralığı yoktur. Olmaması gerekir.
Şeyhül Ekber (en büyük veli) Muhiddin Arabi. 1165 yılında İspanya’da Murciya’ da doğdu, 1240 yılında Şam’ da öldü. Yazdığı kitaplarda, geleceğe dönük kehanetlerde de bulunduğu söyleniyor. Bazı iddialara göre, Fransız astrolog Nostradamus, kehanetlerini yazarken, Arabi’den esinlenmiştir
Gelecekte daha çok anlaşılacak
Fusus ül-Hikem’in gizemini çözmek için, uzmanlar araştırmalarını sürdürüyorlar. Aslında, Arabi’nin birçok yaklaşımı, şaşılacak derecede günümüzde ortaya atılan ölüm sonrası yaşam teorilerine uyuyor. Zaman içinde yapılacak çalışmalar sonucunda, bu gizemli kitabın, birçok bilinmeyeni açık bir biçimde ortaya koyacağı belirtiliyor.
Fusus ül-Hikem’in gizemini çözmek için, uzmanlar araştırmalarını sürdürüyorlar. Aslında, Arabi’nin birçok yaklaşımı, şaşılacak derecede günümüzde ortaya atılan ölüm sonrası yaşam teorilerine uyuyor. Zaman içinde yapılacak çalışmalar sonucunda, bu gizemli kitabın, birçok bilinmeyeni açık bir biçimde ortaya koyacağı belirtiliyor.
Kaynak:
Bilinmeyen, Sayı:55 (Tarama)
Bilinmeyen, Sayı:55 (Tarama)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



