20 Nisan 2021 Salı

ARILAR BALMUMUNU NASIL ÜRETİR?

 


Bu muhteşem sanatçılar ilhamı nerden alıyor?

Arı kovanı içinde işçi arılardan bir kısmının tamamen görevi peteklerin yapımı için balmumu hazırlamaktır. Bu iş 12 ila 18 günlük işçi arılar tarafından yapılır. Bir arının bal mumu salgısı oluşturabilmesi için iki gün boyunca sürekli bal ve polen yemesi gerekmektedir. Balmumu çıkarmak ile görevli arılar iyice karınlarının doyurduktan sonra ayaklarıyla birbirlerine tutunarak salkım oluştururlar. Kımıldamadan bu salkıma asılan arılar önceden yedikleri balları sindirirler. Bu sırada salkım hava sıcaklığı 25 derece iken arılar terler ve damlacıklar halinde bal mumu salgılamaya başlarlar. Çıkan bu damlacıklar hava ile birleşince beyaz beyaz pulcuklar halinde donar. Arılar, balmumu pulcuklarını arka ayakları ile karınlarından kazıyıp ağızlarına götürürler ve çiğneyip yoğurduktan sonra peteklerin arka duvarlarını ve bunun iki yüzünde bulunan alt köşeli gözleri yapmakla kullanırlar.

 Arının bir kilo balmumu yapabilmesi için 10 kg bal yemesi gerekmektedir. Ortalama kovan içinde 20 bin arı olan kolonide 1 kg’lık petek on günlük çalışma ile hazırlanabilmektedir. Bu süre zarfında arılar bir buçuk milyon balmumu pulcuğu yoğururlar. Arı başına 65 adet balmumu pulçuğu düşer. Arılardan ilk çıkan balmumları beyazdır ama zamanlar kovan içindeki gazlar ile bal ve çicek tozunun, propolis ile pupaların bıraktıkları karışımlar balmumunun rengini değiştirmektedir. Bu şekilde koyu balmumları yağmur suları ile yıkanarak beyaz bir hal almasını sağlayabiliriz.

BALMUMU ÖZELLİKLERİ:

 Balmumunda yüzde 13,5 ve yüzde 15 yağlı asitler, yüzde 70 ila 75 arası karışık eterler, yüzde 12 ila 15 arası karbonhidratlar ve az miktarda renk veren boyalar ve diğer maddeler ile onlardan da balmumu kokusunu ve rengini alır. Temiz balmumu rengi sarı olmaktadır. Balmumunu erittiğiniz zaman yağlı bir görüntü alır ve donduğu zaman ise sarı bir renge bürünür ardından renk olarak koyulaşır. Temiz balmumunun içinde toprak ve toz gibi yabancı maddeler olmaması gerekir. Normal ağırlığı 20 derece ısıda 0,959 gr’dır. Erime derecesi 60-70 derecededir.

Argan Öztaş'tan ALINTIDIR. 

25 Ağustos 2020 Salı

KUR'AN'daki Problemler


1. Köleliği yasaklamıyor. (Bakara: 177-221), (Nisa: 24-25-36-92), (Maide: 89), (Tevbe: 60), (Nahl: 71-75), (Muminun: 5-6), (Nur: 33-58), (Ahzab: 26-50-52-55), (Mucadele: 3), (Mearic: 29-30), (İnsan: 8 ), (Beled: 12-13), (Rum: 28)
2. Kadını dövmeyi emrediyor. (Nisa: 34)
3. Dünyayı düz olarak tasvir ediyor. (Hicr: 15), (Ra’d: 3), (Kaf: 7), (Gâşiye: 20), (Şems: 6), (Naziat: 30), (İnşikak: 3), (Bakara: 22), (Nede: 6-7), (Zariyat: 48)
4. Ayetlerde konuşanın kim olduğu belli değil. 3 ayrı özne var; Ben (Muhammed), O (Allah), Biz. (Hud: 2), (Zariyat: 51), (En’am: 114), (Hicr: 9), (Tekvir: 19-20), (Ahzab: 56) ???
5. Spermin testiste oluştuğunu bilmiyor. (Tarık: 7)
6. Her canlıyı çift yarattık diyor, bakterilerden haberi yok. (Zariyat: 49)
7. Güneşin çamura battığını iddia ediyor. (Kehf: 86)
8. Yıldızlar şeytanın atış tanesi diyor. (Mulk: 5)
9. Kutuplar yok. En kuzey ve en güneyde oruç nasıl tutulabilir, bir malumat yok. (Bakara: 187)
10. Milyonlarca yıl hüküm sürmüş dinozorlar yok ama deveden bahsediyor! (Gaşiye: 17)
11. İnsansı canlılar olan Neanderthal yok ama olmayan melekler, şeytanlar ve cinler var. (Bakara: 102), (En’am: 8-9), (A’raf: 20)
12. Beyin kelimesi yok. Beyin yerine düşünme organı olarak kalp anlatılıyor. (Muhammed: 24), (A’raf: 179), (Hacc 46), (Ali İmran: 119)
13. Mirasta adaletsiz. (Nisa:11-12)
14. Şahitlikte kadın ve erkeği bir tutmuyor. (Bakara: 228-282)
15. Sadece Arap kavmi için yazılmıştır. (Fussilet: 44), (Yusuf: 2), (Şuara: 198-199), (Enam: 92)
16. Peygamberin seks sırası anlatılıyor. (Ahzab: 51)
17. Birçok ayet birbirini yalanlıyor. İlk müslümanın Muhammed, Musa ve İbrahim olduğuna dair ayrı ayrı ayetler var. Hangisi belli değil. (A’raf: 143), (En’am: 163), (Ali İmran: 67)
18. El, ayak kesme, sopayla dövme gibi akıl almaz ceza yöntemleri öneriyor. (Maide: 33-38)
19. Kelle kesmeyi emrediyor. (Muhammed: 4)
20. Nerede bulursanız öldürün diyor. (Bakara: 191)
21. Sadece Muhammed'e özel kadınlar listesi var. Müminlere 4 kadın, Muhammed'e sınır yok. (Ahzab: 50)
22. Kadının cariye olmasına onay veriyor. (Mearic: 30), (Nisa: 24-25), (Muminun: 6), (Nur: 33)
23. Ayetlerin bazılarında anlatım bozuklukları var. Haram davranışları sayarken "anne babaya iyilik edin" gibi pozitif cümleler var. ???
24. Anlayasınız diye Arapça indirdik deniliyor. Arapça evrensel değil. (Yusuf: 2)
25. "Mekke ve civarı için indirdik" diyen ayet de var evrensel diyen de... Kuran evrensel değil KAVİMSELDİR. (En’am: 92)
26. Peygamberin öz amcası Ebu Leheb'e beddua ve hakaretler var ve bu namaz suresi... (Tebbet: 1-5)
27. Peygamberin evinden misafir kovma ayeti var. (Ahzab: 53)
28. Peygamber evlatlığı Zeyd'in karısını koynuna alabilsin diye ayet var. (Ahzab: 37)
29. Evlenme yaşı için sınır yok. ???
30. Sınırsız cariye helal. (Muminun: 6), (Nur: 32-33), (Ahzab: 50-52-55), (Mearic: 30)
31. Ayetleri sorgulamayın diye ayet var. (Maide: 101)
32. Dünyada haram ettiği zina ve içkiyi ahirette ödül olarak anlatıyor. (Bakara: 219), (Maide: 90-91), (Yunus: 4), (Nahl: 67), (Bakara: 25), (Ali İmran: 15), (Duhan: 54), (Tur: 20), (Rahman: 72), (Vakıa: 23), (Nebe: 33-34)
33. Eşcinselleri lanetliyor. (Nisa: 15-16), (Araf: 80-81), (Hicr: 71), (Şuara: 165), (Neml: 55)
34. Gayrimüslimlerin cennete girebileceği de söylenirken, başka ayette tam zıttı söyleniyor. (Bakara: 62), (Maide: 69), (Nur: 39), Hu: 15-16), (Tevbe: 17)
35. Namazın nasıl kılınacağı anlatılmıyor. ???
36. Tarihi bir olay anlatırken Meryem'leri karıştırıyor. Kur’an’da “Ey Harun’un kız kardeşi” diye hitap etmişlerdir. Halbuki bu iki Meryem birbirinden tamamen bağımsızdır. İsa’nın annesi olan Meryem’in Harun isminde bir kardeşi olmadığı gibi, bu iki Meryem’den ilki, diğerinden yaklaşık 1700 yıl önce yaşamıştır. (Meryem: 28)
37. Lat, Menat ve Uzza isimli putları övüyor. (Necm: 19-20)
38. Savaşa teşvik eden ayetler var. (Bakara: 190-193-216-244), (Ali İmran: 166), (Nisa: 71-72-76-84), (Enfal: 17-39-65), (Tevbe: 14-15-46-111-123), (Hac: 39), (Ahzab: 18-19), (Muhammed: 20), (Fetih: 11-16)
39. Bir savaşta kaç müslümanın kaç kafire denk geldiğini anlatan ayeti hemen bir sonraki ayet yalanlıyor. (Enfal: 65-66)
40. Kadına savaşta "ganimet" diyor. (Nisa: 4)
41. "Cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın" diye kadının özgürlüğünü kısıtlıyor. (Ahzab: 33)
42. Ayın yarıldığını iddia ediyor. (Kamer: 1)
43. Galaksiler yok. ???
44. Evrenin nasıl oluştuğu tamamen yanlış anlatılıyor. ???
45. Dünyanın oluşumu bilime taban tabana zıt…
46. Güneş dünyanın etrafında döner diyor. (Enbiya/33)
47. Allah pek çok ayette beddua ediyor, hatta bazılarında kendi kendine "Allah onları kahretsin" diyor. (Munafikun: 4), (Tevbe: 30)
48. Kuran'da kadınlara hitap hiç yok. ???
49. Bazı hayvanları hâkir görüyor ve kafirler için "aşağılık maymunlar" gibi çocukça hakaretler kullanıyor. (Bakara: 65), (Maide: 60)
50. Muhammed tanrılaştırılıyor. (Ahzab: 56)
51. Bir ayette ganimetlerin tamamı peygamberin diyor, cihatçılar savaşı reddedince "ganimetlerin 5'te 1'i peygamberin" ayeti geliyor. (Enfal: 1-41)
52. Peygamberin küçük karısı Ayşe'nin zina yapıp yapmadığına dair ayetler var. Entrikalar ve dedikodular da unutulmamış. (Nur: 11-12-13-14-15)
53. Evrim hiç yok. ???
54. İçki konusunda önce olumlu sonra olumsuz ayet geliyor. (Nahl: 67), (Bakara: 219), (Maide: 90-91)
55. Yahudi ve hristiyanları dost edinmemeyi emrediyor. (Maide: 51)
56. Kadınlara "TARLA" diyor. (Bakara: 223)
57. Peygamberler arasında fark olmadığını söyleyen ayet ve Muhammed'in en değerli peygamber olduğunu söyleyen başka bir ayet var.
58. İyilik ve kötülüğün Allah'tan geldiğini söylüyor, sonra iyilik Allah'tan kötülük senden diyor.
59. Uzaya çıkmayı imkansız görüyor. (Rahman: 33)
60. Ay'ı nur kaynağı olarak nitelendiriyor, güneşin ışığını yansıttığını bilmiyor. (Yunus: 5), (Nuh: 16)
61. Büyük patlama ile ilgili hiçbir bilgi geçmiyor. ???
62. Köleyle hür bir tutulur mu, diye insanları ayrıştırıyor. (Nahl: 75)
63. Konuşan karınca, ejderha, vs masalsı anlatımları var. (Neml: 18), (Araf: 107)
64. İblis için bir ayette melek, diğerinde cin diyor. (Kehf: 50), (Bakara: 34)
65. Mahşerde Allah şefaat etmez diyen ayet de var, eder diyen de. (Bakara: 48), (Zuhruf: 86), (Necm: 26), (Zümer: 43)
66. Hayvan, bitki, coğrafi şekil ve besinler Ortadoğu’ya özgü. ???
67. Bir ayette vasiyet şart, diğerinde değil. (Bakara: 180),
68. Allah, Muhammed'e salat ediyor. (Ahzab: 56)
69. Kıble önce Kudüs'ken Yahudiler itiraz ettikten sonra Kabe oluyor. (Bakara: 144)
70. Cehennemde Ebu Cehil'e düello teklif ediliyor. (Alak: 13-19)
71. Rahman suresinin 31 ayeti plak takılmış gibi aynı cümleyi yazıyor. (Özellikle bakınız..)
72. Her şeyi bilen Allah kıyamet saatini meleklerden öğreniyor.
73. Cennette kadınlar için vadedilen hiçbir şey yok. ???
74. Hayvanları yük taşıma, öldürüp yeme ve ulaşım aracı olarak görüyor, evrimden alakasız.
75. Bazı ayetler daha Muhammed zamanında hükmünü yitiriyor ama hala duruyor.
76. Peygambere soru sormak için sadaka vermek emrediliyor. (Mücadele: 12)
77. Cennetin genişliği ayetlerde farklı anlatılıyor. (Hadid: 21), (Ali İmran: 133)
78. Dünya kainattan daha önce yaratıldı diyor. (Fussilet: 9-12)
79. Rüzgar olmasa gemiler durur diyor. (Şura: 33)
80. Boşanma konusunda kadını 3 kez boşayıp başkasıyla evlendirip boşarsan tekrar sana helaldir gibi garip bir mantığa sahip. (Bakara: 230)
81. Göklerle yer bitişikken onları ayırdığını iddia ediyor. (Enbiya: 30)
82. Diğer kitaplar gibi varlığına kanıt olmayan Nuh'un gemisi efsanesini anlatıyor. (Muminun: 27), (Hud: 37-38-42-44), (Araf: 64), (Yunus: 73), (Şuara: 119), (Ankebut: 15-65)
83. Mekke'de ayetler barışçılken Medine'de Muhammed güçlenince vahşi ayetler geliyor. (Kafirun: 6), (Tevbe: 29)
84. Muhammed'in "sapık" olmadığını savunan ayet var. (Araf: 61)
85. Gece ve gündüz bilimsellikten çok uzak anlatılıyor.
86. Mikail'in meteorolojiden sorumlu olduğu söyleniyor ama trilyonlarca gezegen var.
87. Tatlı suda mercan ve inci yetişebileceği anlatılıyor. (Rahman: 19-22)
88. Tevrat'tan alıntılar yapılırken hata yapılmış, Zebur kitap zannediliyor. (Kuran/Maide: 45 - Tevrat/Mısırdan çıkış: 21:23.25), (Kuran/Enbiya: 105 – Tevrat/Mezmurlar: 37:29), (Kuran/Araf: 40 – İncil/ Matta 19:24–Markos 10:25–Luka 18:25), (Kuran/Ali İmran: 93 – Tevrat/Yaratılış Bölümü 32:22.31), (Kuran/Hicr: 9 – Tevrat/Yeşaya: 40/8 – İncil/Matta: 5-18)
89. Cennet sadece erkeklere özgü bir harem gibi anlatılıyor.
90. Allah'ın bazı insanlara hidayet vermediği ve onları yakacağı söyleniyor.
91. Göğün yere düşmemesi için tutulduğu yazıyor. (Hacc: 65)
92. Nisa 11-12 ayetlerinde matematik hesap hatası yapılıyor.
93. Güneşin sıradan bir yıldız olduğu bilinmiyor.
94. Bilimselliğe ters olarak her şey insan için yaratıldı mantığı var.
95. Cinlerden bahsediyor, varlıklarına dair hiçbir bilimsel delil yok.
96. Allah bazı ayetlerde pazarlık yapıyor.
97. Hırsızlık haram ama savaşta ele geçirilenlerin yağmalanması helal. (Maide: 38), (Nisa: 24)
98. Nisa 23 ensesti yasaklıyor, Ahzab 50 sadece peygambere izin veriyor.
99. Kuran'da "AŞK" kelimesi hiç geçmiyor.

Kaynak: KUR'AN

27 Aralık 2019 Cuma

KAYSERİ UÇAK FABRİKASI

Şaşırmamak, bu azme hayran olmamak mümkün değil. 
Kayseri Uçak Fabrikası ilk açıldığında fabrikanın elektriği yokmuş. Jeneratörlerle çalıştırılmış. Sonra tren yolu yapılmış ve büyük jeneratörler gelmiş. Hirfanlı Barajı yapılıncaya kadar elektrik böyle sağlanmış. 
Kendi havaalanı olmadığı için kanatları at arabalarıyla boş arazilere çekilerek uçaklar orada birleştirilmiş. 
Fabrikanın inşası sırasında eşek, katır, deve bile kiralanmış.
Gıda ve giyeceğin tamamı Kayseri iç piyasasından karşılanmış. Böylece marangoz, manav, hububatçı, terzi, ayakkabıcı, demirci, bakırcı gibi zanaatkârlara üretim yapma imkanı doğmuş. 
Anneler oğullarıyla "Oğlumuz tayyare pavlikasında çalışır." diyerek övünürken; fabrika, fabrikadan öte bir eğitim kurumuna dönüşmüş ve tornacı, frezeci, kaportacı, kaynakçı, motorcu ustaları, şehrin metal sanayisinin temelini oluşturmuş. 
Atatürk kimdir? sorusunun binlerce cevabından biri; "Yoklukta uçak üreten, ürettiği uçakları hem satan hem de İran'a hediye bile edebilen kahramandır." olsa gerek. 
Yukarıdaki bilgiler, Kayseri-Marka Dergisi'nden alınmıştır. Detaylar ve diğer fotoğraflar bu dergide bulunabilir.

26 Aralık 2019 Perşembe

Alexander Saidov



Alexander Saidov 1970 | Rus ressamı
Saidoff, 1970 yılında Pavlovsk, Dağıstan, Rusya'da dünyaya geldi. Alexander'ın ailesi, bir noktada Dağıstan'daki dağlık bölgeyi yöneten bir klana aitti, ancak bu da sonunda diğer klanlarla uzun süren kavga serpiştiriyordu. Ailesi sanatsal yeteneğe sahipti; Üyelerinin çoğu dansçılar, şarkıcılar, müzisyenler ve ressamlardı. Bir çocukken, İskender ailesinin sanatsal geleneğini takip etme arzusu taşımadı; bunun yerine bir sporcu olmak için istekli, tercihen bir koşucu oldu. Bununla birlikte, St. Petersburg'a bir aile gezisinde, ergenlik çağındaki Alexander bazı Rembrandt'ları gördü ve fikrini değiştirdi: bir ressam olmak istedi. Lisede, sürekli boyanmış ve becerilerini gerçekçilikte geliştirmiş, örneğin zaman zaman bir park bankında bir madeni parayla boynuz oynuyordu. Üniversite boyunca, kendisini desteklemek için insanların evlerinde duvar resimleri çizdi ve 1989'da mezun olduktan sonra Alexander, Rusya ve Ukrayna'da sokak portreleri resim çalışmasına başladı. Daha sonra İtalya ve Fransa'da aynı şeyi yapmaya başladı ve çalışmalarını seven ve onu Amerika Birleşik Devletleri'nde satmaya teşvik eden bazı Amerikalı turistlerle bir araya geldi. 1995 yılında Alexander, Rusya'daki prestijli Sanatçılar Birliği'ne kabul edildi ve o zamandan beri Rusya genelinde birçok şehir, eyalet ve ülke çapında etkinliğe katıldı. 2003 yılında çalışmalarını St. Petersburg'daki Başkanlık sarayında koleksiyon ve Moskova'da Rus Güzel Sanatlar Akademisi de dahil olmak üzere Rusya'daki daimi müze koleksiyonlarına dahil etmeye başladı.

27 Mayıs 2019 Pazartesi

Kim demiş tarih sıkıcıdır diye...



Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün, 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the Baby out with the Bathwater) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining Cats and Dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt Poor) tabiri buradan çıkmıştır.

Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (Thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'Thresh hold' (saman tutan; Türkçesi eşik idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu...
Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. 'Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (Peas Porridge hot, Peas Porridge cold, Peas Porridge in the Pot nine Days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı.
Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağ çiğnemek' (chew the Fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.

Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (Trench Mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.

Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu.

İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı . Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti 'Graveyard Shift') denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the Bell') bazıları da 'ölü zilci' (Dead Ringer) olurdu.

Gerçekler bunlar:
Kim demiş tarih sıkıcıdır diye:

Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.

Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.

1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...
ALINTIDIR

15 Mart 2019 Cuma

Mehmet Nusret


Cübbe giydirdiler; başına sarık bağladılar. Kasımpaşa Büyük Cami'de öğle namazlarından sonra Kur'an okudu.Dinleyenler ağladı ve tecvid bilmesine şaşırdı.
Hafızdı ama yaşı küçüktü…Öyle ki annesi oruç tutmasını istemiyordu. Babası bile,
sadece ramazanın ilk ve son günü oruç tutmasına izin verdi. Oysa o, çocukluğunda aksatmadan oruç tuttu...

Ve…
Ramazan'da kimi günler tekkede zikire katıldı.
Üstünde beyaz bir entari, bir hırka, başında tepesi tuğralı bir arakiye vardı.
Semahanenin ortasında on tane derviş dönüyordu; içlerinden biri Mehmet Nusret'ti...

Dervişler; yanaklarına uçları sivri şiş batırıyordu. Batıranlardan biri, Mehmet Nusret'ti.
Çocukluğunu hiç yaşayamadı. Çember çevirmedi; zıpzıp, bilye almadı eline: uçurtma uçuramadı, körebe,
elbende, uzuneşek, birdirbir oynayamadı. "Çocuk olmuş tek bir günüm yok" diyecekti yıllar sonra…

Hep define arayan babası, II. Abdülhamit hayranıydı. Mustafa Kemal'i sevmiyordu ve "Kör Kemal" diyordu! Çevresi de öyleydi; bağlı olduğu Çürüklük Dergahı şeyhininoğlu Ankara'daki
millicilerle savaşmak için Kuvay-i İnzibatiye yazılmıştı...

Oysa Galip Amcası, Kuvayı Milliye'den yanaydı. Garplılaşmadan yanaydı. Medeniyetten yanaydı.

Yıllar sonra şöyle diyecekti: "Galip Amca olmasaydı beni okutup yetiştirmeseydi, ben bugünkü ben olamazdım..
Anama ve ona çok borçluyum…"

Annesi, oğlunu hükümet mektebine ("Mekteb-i İptidaiye" ya da "İptidai Mektebi") vermek istiyordu. Babası ise hükümetten gelen her şeye karşı idi. Oğlu, hafız, derviş ya da sarıklı hoca olacaktı...
O dönem, "tenassur" yani "Hristiyan olmak", diye bir söz vardı; babasına göre hükümet mektebine gidenler, tenassur ediyor/ kafir oluyorlardı…

Osmanlı bitmiş, Cumhuriyet kurulmuştu…
Babası nasıl kızmasın; Çürüklük Tekkesi şeyhinden "postnişin" icazeti almıştı; yani kendisi
tekke kurabilecekti. Tam kuracakken Cumhuriyet tekkeleri kapattı...

Cumhuriyet, yıllardır işsizlik çeken Galip Hoca'yı Gebze'nin Balçık Köyü'ne öğretmen atadı. Öğrencisi Mehmet Nusret de Cumhuriyet sayesinde ilk parasını kazandı: 50 kuruş!
Yasaya göre, imamlar sınavdan geçecek ve sınavı veremeyenlerin imamlığı alınacaktı.

Mehmet Nusret, Kasımpaşa pazar yerinin dibinde bir caminin imamına haftada 50 kuruşa Tecvid ve Arapça öğretmeye başladı.
Cumhuriyet, Mehmet Nusret'in yaşamını kökten değiştirdi; 1924'te İstanbul
Süleymaniye'deki devlet okulu Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi'ne üçüncü sınıftan başladı...

Ressam olmak istiyordu… Annesi ise deniz subayı olsun istiyordu…

12 yaşında annesini veremden kaybetti. Son sözü; "Oğlum yatılı okuyor, gözlerim açık gitmeyecek" oldu…
Darüşşafaka…

Ve Kuleli Askeri Lisesi…

Mehmet Nusret subay çıktı.

Zamanla "Aziz Nesin" oldu…

18 Aralık 2018 Salı

Beyin Yıkama ve Algı Yönetimi

31 MARTTA 2019 MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ VAR. BİZ BİR KERE DAHA HATIRLATALIM DEDİK.
HİTLER'İN PROPAGANDA BAKANI Dr. PAUL JOSEPH GOEBBELS'İ BİLMEDEN TÜRKİYE'DE SİYASETİ OKUYAMAZSINIZ, ANLAYAMAZSINIZ. HER ZAMAN, HER YERDE VE HER ŞEKİLDE KANDIRILIRSINIZ. OKUYUN O ZAMAN KİM DOĞRU SÖYLEMİŞ.
GOEBBELS DİYOR Kİ:
*İnsanların BEYİN TEMBELLİĞİNE dayanarak hareket edin.
*Yalan söyleyin, MUTLAKA İNANAN çıkacaktır.
*Bir söylemi DEVAMLI TEKRARLAYIN, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser.
*Söylediğiniz YALAN NE KADAR BÜYÜK OLURSA o kadar etkili olur.
*Halk BÜYÜK YALANLARA, küçük yalanlara göre DAHA ÇABUK İNANIR.
*Hatalı olduğunuzu veya YANLIŞ YAPTIĞINIZI asla kabul etmeyin.
*Kendinizi savunmak yerine KARŞINIZDAKİLERİ SÜREKLİ SAVUNMADA BIRAKIN.
*Sadece bir rakibinize odaklanın ve KÖTÜ GİDEN HER ŞEYİN SUÇUNU onun üzerine yıkın.
*Önemli olan AYDINLAR DEĞİL KİTLELERDİR. Çünkü onları KANDIRMAK kolaydır.
*İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır.
*Prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır.
*Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.
*Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.
*Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.
*Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.
*Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.
*Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.
*Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.
*Devletin sosyal yardımlarını PARTİNİN SOSYAL YARDIMI gibiymiş dağıtın. Halk yardım kesilir endişesi ile PARTİDEN ayrılamaz.
*Başarısız olduğunuz her konuda GEÇMİŞİ suçlayın.
*İktidarınızda yolsuzluğunuz mu çıktı? Muhalefetin yolsuzluk yaptığını ve yalan söylediğini ileri sürün.
*Ötekileştirmek, ayrıştırmak ve çatıştırmak oy veren kitlenizin hep yanınızda kalmasını sağlar.
*Güvenlik, savaş tehdidi BEKA SORUNU ve bölünme duygusu ile halkın MİLLİYETÇİLİK DUYGULARINA hitap ederek başarısızlığınızı milli mesele olarak halka sunun.
*YENECEĞİNİZ RAKİBİNİZİ GÜÇLENDİRİP KARŞINIZA ALIRSANIZ SONUCU SİZ TAYİN EDERSİNİZ.
* İktidarınız sallanıyorsa komplo teorileri üreterek suçu iç ve dış güçler ile üst akılın üstüne atın. Halk bununla oyalanır. Muhalefetin etkisi de azalır.
(Alıntıdır)