28 Ağustos 2014 Perşembe

Şahmeran Efsanesi İsmet Çabuk



Evvel zamanda, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsane Şahmeran.
Yüzyıllardan beri anlatıla gelmiş çeşitli coğrafyalarda, özellikle yılanlık bir bölge olan Adana Misis'te ve Mardin'de...
Tasmasp isminde uzun boylu,geniş omuzlu,esmer tenli ve çok yakışıklı bir genç yaşarmış zamanın durduğu bu şehirde.
Binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla girmiş Tasmasp.Mağaranın içi o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş,yalnızca  etrafında gezinen yaratıkların sesini duyuyormuş.Çaresizlik içinde beklerken bir ışık huzmesi belirmiş.
Işık huzmesi,kendisine yaklaştıkça gözleri kamaşan Tasmasp,ellerini gözlerine siper ederek etrafında gezinen yaratıkların ne olduğuna baktığında uzunu,kısası,yeşili,siyahı ile envai çeşitte binlerce yılanın çevresini sarmış olduğunu fark etmiş.Yılanların hepsi kafalarını kaldırmış,gelen ışık huzmesine doğru bakıyorlarmış.Tasmasp da onların baktığı yöne doğru bakınca birden dona kalmış.Çünkü Tasmasp,bu zifiri karanlık mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden.O'na doğru daha dikkatli bakınca kadının belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş.Kadın O'na doğru ilerliyormuş,tam karşısında durmuş,gülümseyerek elini O'na doğru uzatmış.
Ve demiş ki;
"Korkma benden Tasmasp.Ben yılanlarülkesinin kraliçesi,Şahmeranım.Benden sana zarar gelmez.Ben dünya düzeni kurulmaya başlandığı günden beri vardım.Krallığıma hoşgeldin!Bundan böyle benim misafirimsin.Şimdi yat ve dinle,sonra seninle uzun uzun konuşuruz." 
Böyle deyip geldiği yoldan geri gitmiş.Tasmasp gördükleri karşısında yaşadığı dehşeti ve şaşkınlığı atmaya çalışarak olduğu yerde kıvrılıp uyumuş.
Ertesi sabah uyandığında Şahmeran'ı karşısında mükellef bir sofranın başında otururken bulmuş.Tasmasp'ı kahvaltıya davet etmiş Şahmeran.O ise gözlerini Şahmeran'dan alamıyormuş.Şahmeran'da O'na bakıyormuş,kendinden geçmiş bir halde.
"Bak Tasmasp" demiş."Ben insanlığın bütün tarihini biliyorum.İstersen sana anlatayım." deyip başlamış anlatmaya.Anlatmış,anlatmış,anlatmış günler boyu.Bu sohbetler sırasında Tasmasp ve Şahmeran arasında tarihin en soylu aşklarından biri başlamış.
Gel zaman git zaman Şahmeran'ın anlatacağı birşey kalmamış.Tasmasp'ta anasını ve yeryüzünü özlemeye başlamış.Bir gün dayanamamış ve düşüncesini Şahmeran'a açmış.Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca önceleri kesin bir dilla reddetmiş Şahmeran.Ancak günler geçip Tasmasp'ın üzüntüsünden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve O'na şöyle demiş:
"Ey Tasmasp,beni iyi dinle, sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum,gitmene izin verirsem sen de bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin.Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum.ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girme."
Tasmasp sevinçle Şahmeran'a sarılmış ve O'na asla ihanet etmeyeceğine dair yeminler etmiş. Tasmasp mağaradan çıktıktan sonra bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada sırada da gizlice mağaraya giderek Şahmeran'ı ziyaret ediyormuş.
Tasmasp'ın yaşadığı ülkenin kralı bir gün  amansız bir hastalığın pençesine düşmüş. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli bir veziri varmış. Vezir her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Şahmeran'da olduğunu söylüyormuş. O'nun etinden bir parça yemesinin kralın hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Kralda Şahmeran'ın bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede Şahmeran aranmış. Sonunda bilge bir adam bütün insanların gruplar halinde hamamlara ve nehirlere sokulmasını tavsiye etmiş.Böylece Şahmeran'ın bir an önce bulabileceklerini söylemiş.Vezir de ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış.Askerler Tasmasp'ın yaşadığı köye de gelmişler ve herkesi toplayarak büyük bir hamama götürmüşler.
Tasmasp Şahmeran'a verdiği sözü hatırlayarak önce gitmek istememiş.Ancak askerler O'nu zorla içeri sokmuşlar.Tasmasp hamama girdikten sonra herkesin gözünün üzerine dikildiğini fark etmiş.Kendisine bakınca bütün vücudunun yılanların ki gibi pullarla kaplandığını fark etmiş.Askerler hemen Tasmasp'ı yakalayarak vezirin huzuruna getirmişler. Kötü kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değilmiş.Şahmeran'ı yakalayıp Dünya'nın bütün sırlarına sahip olmak istiyormuş.Tasmasp'a günlerce işkence yaptıktan sonra Şahmeran'ın yerini söyletmiş.Askerler hemen gidip Tasmasp'ın söylediği yerde mağarayı bulmuşlar ve Şahmeran'ı oradan çıkarıp saraya götürmüşler.
Şahmeran ve Tasmasp kralın huzurunda karşı karşıya gelmişler.Şahmeran üzüntülü ve utanç dolu Tasmasp'a dönmüş:
"Ey sevdiğim!üzülme.Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama ben de sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye.Bak şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur."
Şahmeran sözlerine devam etmiş:
"Şimdi size sırrımı vereceğim.Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse o bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak.Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse O da o anda öte dünyayı boylayacak."
Şahmeran daha sözlerini bitirmeden vezir elinde kocaman kılıcı ile atılıp Şahmeran'ın bedenini iki parçaya bölmüş ve kuyruğundan bir parça koparmış,Tasmasp'ta duyduğu utanç ve üzüntünün etkisiyle oracıkta ölmek için fırlayıp Şahmeran'ın kafasından bir parça almış.Vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz oracıkta can vermiş.Tasmasp'a ise hiçbir şey olmamış.Şahmeran bütün bilgisinin sevgilisine geçmesi için bir oyun oynamış.Ancak Tasmasp sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarı atmış.Dağ bayır,ülke ülke dolaşmış...
Bu günden sonra Tasmasp karakterinin Lokman Hekim efsanesine dönüştüğü söylenmektedir.

4 Nisan 2014 Cuma

Musa'nın Bozkurtları Kimler?



Türkeş, 1992 yılında İstanbul Balat’taki sinagogu ziyaret etmişti. Sinagogdaki dini törenden ayrılırken, Yahudi gençler kendisini ‘Başbuğ Türkeş’ tezahüratı ve ‘bozkurt selamı’ ile uğurluyordu. Türkeş, bu gençlerin kimliğini şöyle açıklıyordu: ‘‘Musa’nın Bozkurtları.’’
ALPARSLAN Türkeş, aktif siyaset yıllarında aldığı bazı kararlarla kamuoyunu, hatta kendi 

siyasi tabanını dahi zaman zaman şaşırtıyordu. Nitekim, ‘Türk milliyetçiliğinin lideri’ olarak kamuoyuna sunulan Türkeş, özellikle 12 Eylül İhtilali’nden sonraki siyaset döneminde, Yahudiler ve Ermeniler ile dostluk ilişkileri kuruyor, MHP Lideri’nin bu tavrı merakla izleniyordu.

Türkler ve Yahudiler tarih boyunca hiç karşı karşıya gelmemiş, asırlar boyunca alenen bir düşmanlıkları olmamıştır. Bu yüzden tarih boyunca Türk ve Yahudi ilişkilerinin iyi analiz edilmesi gerekir. Çünkü dünya Yahudiliğinin %92'sini sonradan Musevi olan Hazar Türklerinin oluşturduğunu, Katolikliğe dönen Yahudi Benjamin Harrison Freedman ilk kez Ortadoğu ve Doğu Avrupa sorunlarının tartışıldığı konferansta ABDnin Genelkurmay Başkanlığı binası Pentagon'da alenen dile getirmiştir.

Peki Yahudilerin 19.y.y.da ortaya çıkan Türkçülük sevdasının asıl sebebi neydi? Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu öncesi ve sonrasında bir milliyetçi akım oluşturmak isteyenler Musa'nın Bozkurtları olmayı niçin seçmişlerdi?

Osmanlı İmparatorluğunda Türkçülük akımının doğuşunu en çok tetikleyen eser 1896 yılında Leon Cahun tarafından yazılan Asya Tarihine Giriş Türkler ve Moğollar olmuştu. Türkçülük ve Turancılık hareketine büyük ilham veren bu kitap ile ne amaçlanmıştı?

Serezli bir hahamın oğlu olan Moiz Kohen Osmanlı İmparatorluğunun içinde hızla büyüyen Türkçülük fikrinin neredeyse bayraktarlığını yapan Tekin Alp miydi?

Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında Türkçü çalışmaları ile öne çıkmış olan Armin Vambery, Yahudi kökenli bir Macar mıydı?

MHP eski genel başkanı Alparslan Türkeş Ahrida Sinagogunda ki Yahudi gençlere niçin Musa'nın Bozkurtları dedi?

Görünüşte Müslüman, gerçekte Musevi olduğu savunulan Ahmet Vefik Paşa ve Türk Milliyetçiliğinin bayraktarlığını üstlenen aynı zamanda Kürt Yahudi Dönmesi olduğu iddia edilen Ziya Gökalp gerçek birer Türkçü müydü?

Ziya Gökalp'in Kürtçülüğün Esasları isimli bir kitabı var mıydı?

Eski ve Yeni Türkler eserinin yazarı olan ve düşünceleriyle Atatürk'ü de etkileyen Mustafa Celaleddin Paşa Polanya Yahudisi miydi?

Türk milliyetçisi olması ile övünen Avram Galanti, Üç Türkiye Başkanı ve Yahudiler çalışmasında neleri açığa çıkarıyordu?

Vatandaş Türkçe Konuş kampanyasını başlatan Yahudi Türkçü kimdi?

İsrail Devletini kuranlar ve yönetenlerin kökenleri Hazar Türkleri'ne mi dayanıyordu?

Bütün bu soruların cevapların ancak kitap hacminde yayınlarla anlatılabilecek olduğundan bloğumuzun bütün

takipçilerine Yazar Ahmet Almaz'ın Musa'nın Bozkurtları isimli kitabını tavsiye ediyoruz...

"Musa'nın Bozkurtları" kitabı Yahudi Türk ilişkilerini masaya yatırırken tarihin satır aralarına gizlenmiş ve bu topraklardaki milliyetçilik kavramını tetiklemiş Yahudi asıllı Türkçüleri ve çalışmalarını gün yüzüne çıkarıyor.

Zamanda Yolculuk Mümkün Mü?



     Teknolojinin şu anda geldiği noktaya baktığımız zaman bundan belki de 100 yıl önce mucize olarak nitelendirilebilecek icatlar günümüzde pek şaşırtmıyor bizleri. Teknolojinin gelişmesi doğru orantıyla ilerlemeyi bırakalı çok oldu. Bu alandaki ivme gün geçtikçe daha da artmakta. Çok yakındaQuantum Levitation yoluyla uçan arabalar göreceğiz. Telefonla bir başkasıyla konuşurken filmlerde gördüğümüz gibi o insanın hologramı karşımızda olacak. 3. Boyut her türlü medya göstergecinin vazgeçilmez bir parçası olacak. Aynı şekilde tıpta gelinen nokta öyle bir hal alacak ki, insanlar robotik, yapay organlar sayesinde yüz yıllarca yaşayabilecek. Bunların gerçekleşeceği konusunda çoğu bilim adamı kendisinden oldukça emin gözüküyor. Ama günümzde bile gerçekleşebilmesine mucize olarak bakılan şeyler var. Bunlardan biri de fantastik, bilim kurgu edebiyat ve sinamasının vazgeçilmezlerinden olan ‘Zamanda Yolculuk’ konusu.
    
     Günümüzde zamanda yolculuk söz konusu olunca ilk akla gelen bilim adamlarıAlbert Einstein ve Stephen Hawking’dir. Çünkü onlar fiziğin somutluğuna zaman gibi soyut bir kavramı sokmuşlar ve bu konuda çalışmalar yapmışlardır. Einstein zamanı 4. Boyut olarak tanımlamış, zamanın külte ve hıza göre değişimleri hakkında çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalara göre boşlukta zaman yoktur ve kütle ile doğru orantılı olarak yavaşlar. Yani küneşin kütlesi zamanı dünyaya göre daha fazla eğer. Dolayısıyla güneşte geçirilen zaman göreceli olarak daha yavaştır. Aynı konuyu kütleden bağımsız ele aldığımızda ise bir cisim hızlandıkça kütlenin içinde bulunduğu zaman genişler, yani durağan bir cisme göre yavaşlar. Cisim ne kadar hızlanırsa zamanda o kadar ileri gitmiş olur. Bunu şu örnekle açıklayabilriz; aynı gün doğmuş iki kardeşten biri ışık hızına yaklaşan bir hızda seyehat etseydi, geri döndüğünde kardeşini seyehat yaptığı süreyle doğru orantılı bir şekilde kendisinden daha yaşlı bulurdu. Bu konu artık bir teori olmaktan çıkmak üzere. Aynı malzemeden aynı şekilde yapılmış iki saatten uzay yolculuğu yapan saat, tekrar dünyaya geldiğinde diğerine göre birkaç dakika geri kaldığı görülüyor.
      
     Anlaşılabileceği iki ışık hızındaki bir cisim için zaman durmuş demektir. Son yapılan çalışmalarda, ışık hızından daha hızlı taneciklerin varlığı kanıtlanmıştır. Teoreme göre ışık hızında zaman duruyorsa, ışık hızından daha hızlı hareket eden bir cisim için zaman ne olur? Geriye dönüş söz konusu olabilir mi? Einstein’ın bu zamanı somutlaştıran teoremi üzerinde günümüzde hala net bir cevap alınabilmiş değil. Cern’de de bu konu hakkında çalışmalar yapılıyor. Bu konudaki en büyük sorun ise ışık hızına ulaşan bir cismin moleküllerine ayrılması. Bu ayrılan moleküllerin tekrar toplanabilmesi de şu an için mümkün gözükmüyor.

     Zamanda yolculuk hakkında bir teori için de biraz karadeliklerden bahsetmek istiyorum. Karadelik yoğunluğu sonsuza yakın bir maddeden oluşan (kara madde) cisimdir. Bazı büyük yıldızlar enerjisini bitirdikten sonra daha da şişip süpernovaya dönüşürler. Özel durumlarda bu süper nova külte çekimi ile hızla içe doğru çökmeye başlar ve çökme tamamlandığında bir karadelik oluşur. Karadeliğin ne derece büyük bir yoğunluğa sahip olduğu şu örnekle daha iyi açıklanabilir. Eğer dünyamız bir karadelik olsaydı, hacmi bir toplu iğne ucu kadar olurdu. Yani bir dünya kadar ağır bir toplu iğne düşünün.  İşte bu değrece yoğun bir kütleyi şimdi de güneş hacminde düşünün. 

Karadelikler bu derece yoğun ve hacimli cisimlerdir ve oluşturdukları kütle  çekimi ile yakınlarındaki diğer yıldız ve gezegenleri çekerek gittikçe büyürler. Öyle ki Einsten’ın somut olarak nitelendirdiği zamanı bile bükerler. Karadelik içinde zaman yoktur. Teoriye göre karadelikler gibi bir de ‘Akdelikler’ vardır. Bu Akdelikler ise karadeliklerin çıkış noktasıdır ve ‘Solucan Deliği’ denilen bir tünel ile geçiş sağlanır. Bir cisim bu solucan deliğinden geçerse evrenin farklı bir yerinde veya farklı bir zamanında tekrar doğar. Zamanda yolculuğu mümkün kılan diğer teoride işte budur. Cern’de karadelik oluşturabilme olasılıklıklarını mutlaka duymuşsunuzdur. Molekülleri tekrar bir araya getirebilecek ve çevreye zarar vermeyecek ‘Portatif Karadelikler’ de bir diğer olası zaman makinesi olabilir. Ne yazık ki bu da şu an için mümkün görünmüyor.

     ‘Eğer zamanda yolculuk olsaydı, gelecekten günümüzde gelen olmaz mıydı?’ sorusunu kendinize sormuşsunuzdur. Zamanda yolculuk teorilerini çürüten bir soru gibi görünmekte. Kim bilir belki de Atlantis gibi varlığı kanıtlanamayan ama çok gelişmiş oldukları düşünülen medeniyetlerden birine gelecekten gelenler olmuştur.

     Zamanda yolculuk paradoksundan da biraz bahsetmek istiyorum. Düşünün ki zaman makinesi icat oldu ve zamanda geri gidebiliyoruz ve çocukluk zamanımıza gidip kendimizi öldürdük. Bu durumda bize ne olacak? Bu konuda da oldukça farklı teoriler mevcut. Bunlardan bazıları, günümüz gerçekliğinin silineceği ve insanların hafızalarında bile bir anda yer etmemeye başlayacağınız yönünde.

     Şu an için zamanda yolculuk konusunda insanların yapabileceği çok fazla şey yok. Ama kim bilir belki günün birinde tıpkı geçmişte ‘mucize’ olarak nitelendirilen icatların yapılması gibi bizim de ‘mucize’ dediğimiz zamanda yolculuk bir şekilde gerçekleşir. İşte o zaman şu ana kadar bu konuda yazılan kitaplar ve çekilen filmler biraz olsun gerçeklik payı kazanır. 

                                                                                    Ramazan Cingi

http://bunelahanatursusu.blogspot.com.tr/2012/02/zamanda-yolculuk-mumkun-mu.html

1 Şubat 2014 Cumartesi

TÜRKMAN -TURCOMAN (MAN-MEN sözünün manasının izahı)

ALINTI: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=343966429075044&set=a.257534507718237.1073741828.257364141068607&type=1&theater

«Man» sözü ümumtürk mənşəli və çoxyozumlu morfemlərdəndir.Bu morfemin semantikası da bir-birindən fərqli şəkildə izah olunur. Həmin komponentin ifadə etdiyi məna incəliklərini türk dillərinin ən qədim əlamətlərini qoruyub-saxlamış olan etnonimlərdə, toponimlərdə, hətta antroponimlərdə müşahidə etmək olur.

D.Y.Yeremeyev yazır ki, türk dillərində man\men sözü müəyyən dövrlərdə şəkilçi vəzifəsində çıxış etmiş, bu göstəricidə ismin, eləcə də substantivləşmiş sifətin mənasını ehtiva olunmuşdur
Mahmud Kaşğarlının «Divan»ını türk dilinə çevirmiş Bəsim Atalayın izahına görə AZMAN sözü «buruğ qoç»(buyuk koç) anlamındadır.

Fransız Türkolog Jean Deny görüşüne göre ise “MAN” kuvvet ekidir ve TürkMAN “Türkler'in de Türk'ü',soyca Türk ya da KUDRETLİ TÜRK ve öz be öz Türk” anlamına gelmektedir.

KEÇEMAN-EN BUYUK KERTENKELE.
KARAMAN- EN BÜYÜK(ADAM)
ATAMAN-BAŞBUĞLARIN BAŞICISI
KOCAMAN-EN YAŞLI EN BİLGİN.
TÜRKMAN-BÖYÜK TÜRK, ÖZÜ TÜRK.

Ümumiyyətlə, Azərbaycanda etnotoponimlərin müəyyən hissəsinin tərkibində man elementinə rast gəlmək olur. Amma bu elementin qoşulduğu adlarının-arxaizmlərin bəzilərinin etimologiyasını müəyyənləşdirək çətin olur. Məs.: Qaraman, Qodman, Xotman, Hacıman, Çeşman, Dilman və s. [5, s.156, 160] .

Özbəkstanın etnoantroponimlərinin tərkibində man komponentinin işləndiyi faktlar tədqiqatlarda qeyd olunur: Manğit, Manğitoy, Turkmanboy və s. [2, s.92-93] .

Beləliklə, man komponentinin ad yaradıcılığındakı rolunu qismən də olsa, müəyyənləşdirə bildik.

.Bakı Slavyan Universiteti, “Kitab aləmi” nəşriyyat-poliqrafiya mərkəzi, Tağıyev oxuları, Beynəlxalq elmi konfrans, 1-2 iyun 2006-cı il, Bakı, Azərbaycan, 2006, səh.: 142-145

13 Aralık 2013 Cuma

HEDY LAMARR : Hollywood güzeli bir mucit!

OYUNCU HEDY LAMARR VE BİLGİSAYARCI KADIN AMİRAL 
Hedy Lamarr, 1949’da “Samson ve Delilah” filmi ile ülkemizde ve dünyada
adını duyurdu. Hedy, frekans atlama tekniğini geliştirdi ve 1942’de “Şifreli
Telsiz Haberleşmesi” alanında patent aldı.

Oyuncu Hedy Lamarr ve Telsiz Haberleşmesi 
Avusturya’da çocuk yaşta sinema yıldızı olan Hedy, 1933’te evlendi. Eşi,
orduya silah ve uçak satıyordu. Birlikte katıldıkları yemeklerde genellikle silah
teknolojisi konuşulurdu. Matematik zekası olan Hedy, savunma teknolojileri
konusunu sevdi. Eşi de, Hedy gibi Yahudi kökenliydi ama Nazi iş adamlarıyla
çalışırdı. Evlerindeki partilere Hitler ve Mussolini’nin katıldığı biliniyor.
Almanlar’ın uzaktan kumandalı torpido yapmak istediğini eşinden öğrendi ve
konuya çok ilgi duydu. Eşinden boşandıktan sonra, 1938’de Holywood’a
yerleşti. Evinin yakınında oturan müzisyen G. Antheil’e 1940’ta uzaktan
kumandalı torpido hakkındaki düşüncelerini anlattı. Amacı, uzaktan kontrollü
torpidoların, düşmanın sinyal karıştırıcıları (jamming) nedeniyle kontrolünün
kaybedilmesini önlemekti. Torpidoyu yönlendiren radyo frekansı düşman
tarafından tespit edilirse, sistem elektronik olarak kilitlenir ve kontrol
kaybedilirdi. Hedy, bunun çözümünü bulmuştu ama teknik desteğe ihtiyacı
vardı. Uzaktan kumandanın telsiz frekansı sürekli olarak değiştirilirse düşmanın
müdahale imkanı kalmazdı. Ancak, telsiz ve torpido aynı anda frekans
değiştirmeliydi. Bu konuda komşusu Antheil yardımcı oldu. Çözüm, delikli
kağıt rulolara kaydedilen notalara göre müzik çalan piyanolardı. Telsiz
vericisine ve torpidoya yerleştirilen ve delikleri aynı olan rulolar, frekansı aynı
anda değiştirecekti. Buluşun patentini 1942’de aldılar ancak Donanma
ilgilenmedi. Benzeri bir sistem, başkalarınca 1957’de transistör kullanılarak
yapıldı. ABD donanması, 1962’de çıkan Küba krizinde bu sistemi kullandı. O
tarihte Hedy’nin patentinin süresi dolmuştu. Elektroniğin Öncüleri Vakfı
1997’de Hedy’nin patentini fark etti ve ona Elektronik Öncüsü Ödülü verdi.



Hedy Lamarr’ın Yaşamı
Viyana’da 1906’da doğan Hedy’nin gerçek adı Hedwig Eva Maria Kiesler’dir.
Berlin’de tiyatro okuluna devam ederken 16 yaşında, filmlerde oynadı.
“Ekstasi” adlı filmi, 1933’te Çekoslovakya’da çekildi. Açık sahneler nedeniyle
filmin yasaklanması ününü artırdı. Hakkında “Sinemanın En Güzel Yüzü” gibi
tanımlamalar yapıldı. Aynı yıl evlendiği eşi, film çevirmesini yasakladı. Eşinin
baskısı nedeniyle Paris’e kaçıp eşinden boşandı. Londra’da MGM film şirketinin
başkanı Mayer ile tanışınca, Hedy Lamarr takma adını aldı ve Holywood’a
yerleşti. Yirmi beş önemli filmde, V. Mature, C. Gable, J. Stewart, S. Tracy ve
B. Hope gibi sanatçılarla oynadı. Hedy, 1940-1949 yılları arasında 18 film
çevirdi. Ünü, gişe rekorları kıran “Samson ve Delilah” filmi ile dünyaya yayıldı.
Sonraki filmleri çok başarılı olmadı. Son filmini 1957’de çevirdi ve 2000’de
öldü.


İlk Bilgisayar Yazılımcısı Kadın Amiral Grace M. Hopper 
Grace, bilgisayar programları için ilk “derleyici”yi geliştirdi. Derleyici,
bilgisayar programlarındaki komutları bilgisayar diline çeviren yazılımdır.
Böylece, kullanıcıların bilgisayar dilini öğrenmesine gerek kalmadan konuşma
diline yakın bir dil ile programlama yapması olanağı doğdu. Üniversitede
matematik doçenti iken, 1944’te gönüllü olarak ABD Deniz Kuvvetleri’ne
katıldı. Harvard Üniversitesi’nde, donanma için geliştirilen bilgisayar projesinde
görevlendirildi. MARK-I olarak bilinen bilgisayarın çalışması için gereken
yazılımları geliştiren ekibe katıldı. Dünyanın ilk bilgisayarlarından biri olan
Mark-I’in parça sayısı 765 bin civarındaydı. Bilgisayar, 16 metre boyunda, 2.5
metre yüksekliğinde, 61cm derinlikte ve 4.5 ton ağırlıktaydı. Senkronizasyon
için uzun bir mil, motorla döndürülüyordu. Bilgisayarı programlayan Grace, 500
sayfalık “Kullanım Kılavuzu”nu hazırladı. II. Dünya Savaşı sonrasında,
Harvard’da geliştirilen MARK-II ve III bilgisayar projelerinde çalıştı. Profesör
olma davetini kabul etmedi ve 1949’da Eckert-Mauchy firmasında, dünyanın ilk
ticari bilgisayarı UNIVAC-I’in yapımında çalıştı. Ekibiyle birlikte, ilk derleyici
tabanlı programlama dili olan FLOW-MATIC’i geliştirdi. ABD’de, 1959’da tüm
yazılımcıların katıldığı Konferans’ta COBOL derleyici programının temelinin
atılmasını sağladı. Donanma için derleyici ve yan uygulamalar geliştirdi.
FORTRAN ve COBOL programlama dillerinin standartlarını geliştirdi.


Amiral Grace Hopper 
(1984) 

Amiral Grace Hopper’in Yaşamı 
Grace, 1914’te New York’ta doğdu. Vassar College’ın Matematik ve Fizik
bölümlerini bitirdi. Yale Üniversitesi Matematik Bölümü’nden 1934’te doktora
aldı. Vassar’da öğretim üyeliği yaptı ve 1941’de doçent oldu. Donanmaya
1944’te girdi ve 1966’da emekliye ayrıldı. Donanma, onu 1967’de geri çağırdı
ve 1971’de ikinci kez emekli oldu. Donanma tarafından 1972’de tekrar işe
başlatıldı ve 1985’te tuğamiral unvanını alarak ABD’nin ilk kadın amiraliın
oldu. Grace, 1986’da son kez emekli olduğunda 79 yaşındaydı ve ABD’deki en
yaşlı askerdi. Donanmadaki bir kruvazöre onun adı verildi (USS Hopper DDG-
70). Elli adet bilimsel makale ve çok sayıda kitap yazmıştı. Emekli iken gönüllü
olarak yazılımla ilgili eğitimler verdi ve 1992’de öldü.

Hedy Lamarr, sinema sanatçısı iken elektronik haberleşmede frekans atlama
tekniğine öncülük etti. Grace Hopper, bilgisayar programı yazmanın temel
prensiplerini belirledi, ilk yazılımları geliştirdi. Ülkemizin yetenekli kadınlarının
da bilim ve teknoloji alanında uluslararası başarılarının artmasını dileriz.

Prof. Dr. Ural Akbulut 
ODTÜ Kimya Bölümü 


Birinci kısım: Dünyanın en güzel kadınının gizli oyuncakları
Yahudi asıllı Hedy Lamarr’ın çocukluğu Viyana’da geçti. Olağanüstü zeki bir çocuk olduğunu söylüyorlardı. 16 yaşındayken, eğitimini bırakıp aktris olmaya karar verdi. Daha ilk filmiyle ün kazandı, afişlerde onu “dünyanın en güzel kadını” diye tanıttılar. 19 yaşında Ekstase adlı filmin başrolünü üstlendi. Bu filmdeki cesareti ve pervasızlığı hayranlık uyandırıcıydı. Bazı sahnelerde çırılçıplak koşuyor, yüzüyordu. Beyazperdedeki ilk orgazm sahnesi de bu filmdeydi. Hedy aynı yıl zengin ve güçlü bir fabrikatör olan Friedrich Mandel’le evlendi. Ondan 13 yaş büyük olan sıkıcı ve zorba kocasını hiçbir zaman sevemeyeceğini anladığında ise artık çok geçti. Mandel hem ‘dediğim dedik’ bir adamdı, hem de çok kıskançtı. Ekstase filminin bütün kopyalarını yaktırdı. Karısının filmlerde oynamasını da yasakladı. Lakin Lamarr’la baş etmek zordu, kendi deyişle “mücevher kakmalı şık bir kutuda” gece gündüz kontrol altında yaşamaktan bıkınca kusursuz bir kaçış planı yaparak Amerika’ya gitti.
Ama durun; öncesi var… Kocasının her gece eve davet edip sabaha kadar sohbet ettiği ve yeni silahlar üretmek konusunda iş yapmayı hedeflediği arkadaşlarının çoğu sağcı fabrikatörler ve endüstri tasarımcılarıydı. Hitler ve Mussolini de evlerine gidip gelirdi. Lamarr’ın evliliği ve kocasıyla ilgili tahammül edemediği şeylerin başında da bu geliyordu zaten. Kocası başlangıçta el bombaları üretiyordu ama daha sonra ordu için silah üretmeye başladı. Özellikle de uzaktan kumanda sistemleriyle ilgili çalışmalar yapıyordu. İşin tuhaf yanı, konukların hiçbiri Lamarr’ın bu akşam sohbetlerini ne kadar dikkatle dinlediğinin farkında değildi. Bu sohbetlerde elde ettiği bir yığın bilgiyle Amerika’ya giden genç kadın, çok geçmeden Hollywood’un yolunu tuttu, yapımcılarla görüştü ve sonunda ünlü yapımcı yönetmen Louis B. Meyer’in dikkatini çekmeyi başardı. Artık beyazperdenin yeni ilahesi oydu.
Gelin görün ki; Lamarr’ın en büyük zevki hobisi aslında mucitlikti. Evinin bir odasını atölye haline getirmişti ve çekim aralarındaki zamanı bu atölyede taslaklar hazırlayarak geçiriyordu. Bir keresinde su içermeyen bir içecek icat etmişti. Üstelik tek ilgilendiği sadece bu tür eğlenceli projeler değildi, çok daha ciddi hedefleri vardı…
İkinci kısım: “Makinist” lakaplı çatlak müzisyen
Dünyanın öteki ucundan devam ediyoruz. Daha doğrusu biraz başa dönüyoruz… Prusyalı besteci George Antheil, müzik eğitiminin ardından Paris’e gitti ve 1920′lerin başında konser piyanisti olarak çok büyük ün kazandı. Ezra Pound ve Man Ray gibi büyük ustalarla arkadaş olmuştu. “Dünyanın en önemli avangarde bestecisi” sayılıyor, “Makinist” lakabıyla anıliyordu. Eserlerinin adları da bu lakaba uygundu: Airplane Sonata, Sonata Sauvage, Jazz Sonata ve Death of Machines. 16 piyano için bestelediği ve uçak pervanesi, polis sireni gibi cihazların seslerinden yararlandığı Ballet Mécanique ise daha ilk çalınışında sansayon yarattı. Antheil bir süre sonra Amerika’ya giderek Hollywood için film müzikleri bestelemeye başladı. Bir yandan da “çatlak dahi” imajına uygun bir biçimde, Esquire dergisine aşk ve endokrinoloji üzerine tuhaf makaleler yazıyordu. Every Man is His Own Detective: A Study of Glandular Endocrinology (Her Erkek Kendi Kendinin Dedektifidir) adlı bir kitabı bile vardı.
Üçüncü kısım: Memelerim güzel mi sizce?
Hedy Lamarr ile George Antheil Hollywood’da bir partide tanıştı. Lamarr besteciye garip sorular sordu: “Memelerim güzel mi sizce ve onları daha iri gösterecek bilimsel bir yöntem biliyor musunuz?” Eh, sonuçta Antheil bu işin ehli sayılırdı, Esquire dergisindeki köşesinde, endokrinoloji bilgisini kullanarak insanın karısının sadakatsizliğini nasıl anlayacağını, hangi kadınların sadık hangilerinin sadakatsiz olduğunu, endokrinoloji ilminin bir kadını nasıl daha güzel gösterebildiğini filan yazıyordu. Lamarr ona, sinemayı bırakıp Washington’a giderek sadece icatlarıyla yaşamaya karar verdiğinden bahsetti. Derken savaş sırasında torpillerin radyo frekanslarıyla uzaktan kontrol edilip edilemeyeceği konusu açıldı. Aslında bu fikir yeni sayılmazdı ama Lamarr kendi bulduğu ve “frekans sıçraması” adını verdiği yepyeni bir metodu denemek istiyordu. İki parlak zihin bir araya gelmiş ve partiyi tamamen unutmuştu. Gizli İletişim Sistemi’ni kurmak için çalışmalara başladılar. Birkaç ay çalıştıktan sonra da buluşlarını Ulusal Mucitler Konseyi’ne gönderdiler.

Dördüncü kısım: Bir piyanistle bir oyuncuya kim güvenir ki…
İşler sandıkları kadar kolay olmadı, fikri gerçeğe dönüştürmekte epeyce zorlandılar, çünkü buluşun uygulanabilirliğinden şüphe duyanlar vardı. Lamarr ve Antheil, çalmadık kapı bırakmayarak “bebeklerine” maddi destek bulmaya çalıştılar. 1940′ın aralık ayında ABD Donanması, onların icadı olan frekans kaydırma cihazını üretmeyi kabul etti. Böylece Hedy Lamarr 1942 yılında bir gecede yedi milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı. Ancak bu buluştan bir gizli iletişim sistemi olarak yararlanan Amerikan Ordusu daha sonra üretimi kesti. Bir piyanist ve bir oyuncuyu ciddiye almıyor, yeterince güvenmiyorlardı. Bir süre sonra Lamarr ve Antheil de işin peşini bıraktı. Gene de buluşları başka bilim adamları tarafından önemseniyor, araştırılıyordu. Zaten birkaç yıl sonra patent tarihi doldu, icadın kullanım hakları serbest kaldı. 1962 yılında Küba krizi dolayısıyla buluş yeniden gündeme geldiğinde artık yolunu kaybetmiş gemilerin kıyıyla iletişim kurabilmesi için kullanılıyordu. Bugün bu teknoloji ABD ordusunun uydu savunma sisteminde, ayrıca cep telefonu ve telsizlerin üretiminde kullanılıyor.
Gülenay Börekçi

20 Kasım 2013 Çarşamba

MOSSAD ve BARZANİ

(SOLDAN SAĞA) MESUD BARZANİ, MENAHEM NAHİK NAVUT (MOSSAD 2. BAŞKANI 1984 – 1986), MAHMUT OSMAN, MOSSAD BAŞKANI ZVİ ZAMİR (1968 – 1974), MOSSAD BAŞKANI NAHUM ADMONİ (1982 – 1989) VE BİR KÜRT KORUMA- IRAK’IN KUZEYİ EYLÜL 1971 (MOSSAD ARŞİVİ) (Ali Kerküklü)

24 Ocak 1993 Tarihinde Iş Yerine Gitmek Üzere Bindiği Arabasına Mossad Tarafından Bomba Konularak Havaya Uçurulan Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu 'Nun Ölümüne Sebep Olduğu Değerlendirilen Yazısı:

MOSSAD ve BARZANİ 

Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişkiMOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD,İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? 

Barzani 'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. 
MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. 
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor. 

* * * 

Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı 'ndan sonra, MOSSAD 'ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sayfa.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel'in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak 'tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor. 

1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması 'ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından "Kürdistan Demokratik Partisi"ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor. 

Barzani 'nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dış işleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor. 

MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail 'in Tahran 'daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor. 

Nimrodi 'nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani 'nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sayfa. 328-329) Kitapta, MOSSAD'dan Kürtler 'e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sayfa.328) 

* * * 

70 'li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu? 
Kitaba göre sürüyor. "Körfez Savaşı sırasında Irak 'ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv'e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sayfa.521) Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, simdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor. 
MOSSAD, Barzani'ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Kitapta, Mesud Barzani'nin İsrail 'e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyorki daha da sürecek...Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek... 
İlgi belli... 
Ilişki de belli... 
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD 'ın Kürtler arasında? 
Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değilmi? 

Uğur MUMCU( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993),
resim ve yorum ,
TÜRKİYE GERÇEKLERİ adlı sayfadan alıntıdır 
Soldan sağa Mesud Barzani, Menahem Nahik Navut (Mossad 2. Başkanı 1984 – 1986), Mahmut Osman, Mossad Başkanı Zvi Zamir (1968 – 1974), Mossad Başkanı Nahum Admoni (1982 – 1989) ve Bir Kürt Koruma- Irak’ın Kuzeyi Eylül 1971 (Mossad Arşivi)

(ALINTIDIR)

17 Kasım 2013 Pazar

Hermann Rorschach Kimdir?

8 Kasım 1884'de İsviçre'nin Zürih şehrinde dünyaya gelen Hermann Rorschach, geliştirdiği "Mürekkep Testi" ile ünlenen bir psikiyatrist ve psikoanalisttir.

Henüz çocukken mürekkep lekelerini kullanarak resim yapmayı çok sevdiği için, arkadaşları tarafından “kleck” (mürekkep lekesi) takma adıyla çağrılan vebabası gibi ressam olmayı hayal eden Rorschach, yıllar sonra tıp eğitimini seçti ve psikiyatri alanında uzmanlaştı. 

Ne var ki çocukluk yıllarındaki bu ilgisini, psikanaliz tarihine damga vuracak bir metoda dönüştürmeyi de başardı.


Rorschach Testi nedir?
Rorschach Testi, katlanmış kağıtlar arasında kalan mürekkep lekelerikullanılarak deneklerin algısınıanaliz eden bir psikoloji testidir.


Genelde düşüncelerini açıkça anlatmak istemeyen hastalara bu resimler gösterilerek, altta yatan bir takım bozukluklar test edilir. Bu kartlar, kişilik ve duygusal analiz için de psikologlar tarafından tercih edilebilir.

Günümüzde en az güvenilir testlerden biri olmakla birlikte 1960'lı yıllarda çok yaygın kullanılmıştır.

Ünlü bir çizgiroman olan ve 2009 yılında beyazperdeye de uyarlanan "Watchmen"de yer alan Rorschach, ismini buradan almıştır. Karakterin yüzündeki maskede, çeşitli şekillerde mürekkep lekeleri belirip kaybolur.


Hermann Rorschach, henüz 37 yaşında apandistindeki bir iltihaplanma sonucu hayatını kaybetmiştir.
yazı: fwmail.net